en

Zen Felsefesi, Zen Yaşamı ve Cinsellik



Köşe Yazısı

ZEN FELSEFESİ, ZEN YAŞAMI VE CİNSELLİK

 

Hüsnü Sav

         Amerika’da yeni bir kitap yayınlanmış: “Slow Sex” (yavaş cinsellik), bana bu İlhan Güngören’in “Yumuşak Sevişme” isimli kitabını anımsattı. “Yumuşak Sevişme”de İlhan Güngören, Zen’deki farkındalığı ve ayırdındalığı cinselliğe uyarlıyordu, 1990’lı yılların başında. Zen felsefesini Türkiye’ye tanıtan da İlhan Güngörendi zaten. Marjo Ramstadius’un köşe yazısında adı geçen bu kitap şimdi Amerika’da “best seller” olmuş! Zen teknikleri ve meditasyonu ile (Zazen) dört saate varan uzamış ve genişletilmiş orgazmlar yaşandığından bahsediliyor.

 

         Budizmin kurucusu olan yaşadığı ve öldüğü tarih tam bilinmemekle beraber M.Ö 563 yılında yaşadığı tahmin edilen Gautama Buddha’dır. Buda’nın yaşamı hakkında birçok efsaneye yakın hikâyeler anlatılır. Guatama’nın kral olan babası oğlunun dışarıda süren acılarla dolu yaşamı görmemesi, sarayında rahat bir hayat sürmesi için elinden geleni yapar. Guatama evlendirilir ama yaşamında bir şeylerin eksik olduğunun farkına varır. Saray dışındaki hayatı merak eder ve bir gün sarayı terk ederek halkın arasına karışır. Halkın sefalet içinde birçok acıların içinde yaşamını görür ve çok etkilenir. Bu acılarla dolu yaşamın arkasında ne olduğunu merak eder, sarayı ve karısını terk ederek gerçeği aramaya başlar. Buda hakkında bundan sonra yaşamı hakkında birçok efsane üretilmiştir, bunlardan en ilginci gerçeği aramak için çıktığı bu yolda Buda pek bir yol alamaz ve bir gün kendisine söz verir ve aydınlanıncaya kadar bir ağacın altında yemeden içmeden uzunca bir süre derin düşünme yapar. Bu Meditasyon sırasında bir ara uykuya dalan Buda uyanınca kendisine çok kızar ve kendisine zayıflık verdikleri için göz kapaklarını kesip atar. Bu göz kapaklarını attığı yerden ilk çay filizinin çıktığı ve çayın dinginlik verdiğine inanılır Budist kesimlerde… Bunun gibi birçok efsane mevcuttur Buda’nın yaşamı hakkında. Aydınlanmaya ulaşan Buda bunu insanlar arasında yaymaya, dünya gerçeğini öğretmeye başlar. Birçok ülkeye gider ve öğretisini yayar. Çin, Japonya, Kore gibi birçok Uzakdoğu ülkelerinde Budizm ve onun öğretisi olan Zen yaygındır…

         Zen felsefesine göre hayat geçici, göreceli, yanılsamadan (samsara) ibarettir. Zen izdeşi hayatı ve onun getirdiklerini önemsemez, ama onun için yaşam bir o kadar da kendinden vaz geçilemeyecek kadar güzel ve muhteşemdir. Zen izdeşi hayatın bu rüyasının yanında onun güzelliğinin de farkındadır. Onun için hayat, zihninde parlak bir aynaya yansıyan görüntülerden ibarettir. Her şey olması gerektiği gibi olmuştur. O egosunu işin içine karıştırıp neden ve niçinler sormaz. Zihnin kendisini ve yaşadığı hayatı zihninde karmaşalar içinde yaşatmaz. O hayata pasif bakarken bir yandanda yaşadığı hayatın tam farkındır. Zihin olaylar üzerinde durmaz, bir su gibi sürekli hayatın içinde akar ve olması gereken ne ise olur. Kısacası hiçlik felsefesi olarak da anlaşılan Zen felsefesinin altında yatan bizim anladığımız manada hiçlik değildir. Onun ulaşmaya çalıştığı hiçlik yaratılıştan önce var olan, ikiciliğin olmadığı (dualizm) bir hiçlik zihnidir. Bu zihne ulaşmak için önce zihnin temizlenmesi gerektiğine inanır. Zihnin temizlenmesi içinde tam bir farkındalık içinde kalınması gerektiğine inanır. O yürürken nefes alırken yemek yerken her ne yapıyorsa farkında olarak yapmaya çalışır. Bunları yaparken sadece gözlemcidir, ama farkında olan bir gözlemci.

         Zen felsefesi bu kültür içinde yetişen nesiller tarafından birçok yerde kullanılmıştır. İkebana denilen çiçek yetişme sanatında, okçulukta, savaş sanatlarında kılıç sanatında (aido) , yaşamın içinde ne varsa bu felsefe üzerine kurmaya çalışmışlardır. Tabi yaşamın bir gerçeği olan cinsellikte bundan nasibini almıştır. Zen sevişme sanatında yaşanılan sevişme diğer sevişme tekniklerinden daha farklı ve tam bir farkındalık durumunda yapılır. Ne demek istediğimi siz de hayatınızda deneyebilirsiniz. Örneğin hergün su içiyorsunuz, bunun hiçbir zaman normal bir zihin tam bir farkındalık durumunda yapmazsınız; bu otonom bir harekettir; suyu bardağa doldurur ve içersiniz. Bunu bir de tam bir farkındalık durumunda deneyin. İlk önce nasıl duruyorsunuz, bunun farkına varın etrafınızdaki havanın, havanın kokusunun farkına varın. Suyu bardağa doldurmanız elinizde hissettiğiniz camı, suyun rengini suyu içerken izlediği yolu ve onun ağzınızda bıraktığı tadı tam bir farkındalık içinde izleyin. Bunları yaparken bir beklenti içinde olmayın bunu başardıysanız yaptığınız işin sizin için ne kadar güzel olduğunu ve tadını alabilirsiniz.

 

Zen öğretisi içinde yapılan sevişme sanatı işte tam bu farkındalık durumunda yapılır. Yani sevişme sırasında kadında erkekte bir beklenti içinde değildir ama yaptıkları dokunuşların okşayışların tam farkındadırlar. Kadın erkeğin gözlerine hayatında ilk defa görüyor gibi bakıyordur. Erkek okşayışlarında dünyanın en harika şeyini okşuyormuş gibi okşuyordur, ne erkekte ne de kadında bir beklenti yoktur. Onlar sadece o anın içindedirler. Erkek kadının nefesini içine çekerken, hayatın nefesini içine çekiyor gibidir. O an ondan başka hiç bir şey yoktur, biraz sonra ne olacağının hiçbir önemi yoktur. O an kadını öpüyorsa o öpüşün farkındadır, onun dudaklarından ya da teninden başka hiçbir şey o an için yoktur. Hareketlerinde bir hız ya da yavaşlık yoktur. O an olması gereken neyse o oluyordur, o bir hayret içersinde karşısındaki güzellikle sürekli bir akış halindedir. Kadın ya da erkek dokunduğu ya da dokunulduğu tenin yerindedir adeta. Artık ortada sevişen bir çift yoktur; belirli bir zaman sonra artık iki vücut birleşmiş bir tek vücut olmuştur. Onun için okşayan öpen kendisi olduğu gibi öpülen ve okşanan da kendisidir. Bu tür sevişmelerde belirli bir süre sonra zaman kavramı ortadan kalkar. Özellikle uzatılmış orgazmda veya status orgasmusda (bkz. Marjo Ramstadius’un ESR ile ilgili köşe yazısı) farkı bilinç halleri yaşanabilir, zaman farklı algılanabilir.

Bundan sonra artık erkek ve dişi kalmamış, sevişen bir vücut kalmıştır. Kaygı, tatmin duygusu yoktur; sadece alınan haz vardır. Sevişmede ne erkekte erken boşalma korkusu, ne de kadında orgazm olma isteği vardır. Sadece sevişen bir vücudun ve aldığı haz vardır onun için, bu tür sevişmelerde yaşanan orgazmlar ardışık ve şiddetlidir. Çünkü kaygı ve stres olmadan elde edilir. Beynin stres üreten kısmı tamamen devre dışıdır. Normal seks sonra yaşanan yorgunluk bu tür sevişmelerde yerini tam bir dinginlik ve doymuşluk haline bırakır…

Sevişme sırasında hareketler yavaş ve kendiliğindendir o an doğanız ne yapması gerektiğini bilir. Taoizm ve Zen’de kullanılan Yin ve Yang sembolizmi ile anlatılan düalizm ortadan kalmıştır; artık insan ilk yaratılmadan önceki Tanrısal zihnin egemenliğindedir. Düalizmin kalktığı bir zihinde ise kaos ve stres kaybolmuştur zihin sadece yaptığı eylemdedir artık…

         Zen sevişme sanatında uygulanan Zen zihni (no mind); alınan hazzın ve yapılan sevişmenin tam bir farkındalık durumunda yapılmasını sağlar. Bu sevişme sanatının tam olarak uygulanabilmesi için tabi takdir edilmeli ki, eşler arasında bir aşkın, sevginin ve dostluğun olması gerekir. Bir birlerini seven ve aralarında cinsel problemleri olan eşler arasında uygulanması sağaltım için gereklidir. Çünkü normal bir sevişmede eşler arasında doğan beklenti ve karşı tarafı tatmin edip etmeme korkusu ortadan kalkınca, eğer fiziksel bir sorun yoksa aşılamayacak engel de yoktur. Dediğim gibi bu tekniği uygulamak ve öğrenmek isteyen çiftler arasında bir aşkın ve derin bir sevginin olması gerekmektedir. Ya da hiç başlamamak lazım, sözün bittiği yerde Zen sevişme sanatı başlar… Mevlana’nın dediği gibi;

Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı,
Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun etme!
İsyan et ey arkadaşım, söz söyleyecek an değil,
Aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun etme!!

 

 

Anket

  Workshoplardan (atölyelerden) ve CİSEATED Eğitimlerinden Memnun Kaldınız mı?

Hava Durumu


Döviz

1 $ = 6,57 TL
1 € = 7,49 TL
1083357 Ziyaretçi