en

TEZ: 170 Eğitimli Kadında Cinsel Davranış Profili (Pınar Çetinkaya)


 


BU TEZİ İNDİRİNİZ

170 EĞİTİMLİ TÜRK KADININDA CİNSEL DAVRANIŞ

 


Yüksek Öğrenim Görmüş 170 Kadının Cinsel Profili

Pınar Çetinkaya

Sosyal Bilimler Enstitüsü Kadın Çalışmaları Anabilim

Dalı Yüksek Lisans Tezi

 

 

Tez Danışmanları:

Prof. Dr. Necla Arat, Doç. Dr. Ümit Sayın

 

 

SONUÇ

Tezimizde, “yüksek öğrenim görmüş kadınların cinselliği” olarak belirlediğimiz araştırma konusundan yola çıkılarak eğitimli kadınların cinsel davranışları ve cinsel kimlikleri araştırılmıştır. Araştırmanın genel amacı, yüksek öğrenim görmüş kadınların cinsel profilini (vücut imajları, cinsel gelişimleri, cinsel davranışları, temel cinsel tepkileri, cinselliğe ilişkin bilgileri, cinsel kimlikleri) ortaya koyacak verileri elde ederek, bu verileri “Kadın Çalışmaları”nın bakış açısıyla yorumlamaktır.

Kadın cinselliğine feminist bakış, cinselliğin toplumsal olarak inşa edildiğini, dolayısıyla cinselliği tarihsel, toplumsal, kültürel bağlamı içinde ele almanın gerekliliğini savunur. Bu aynı zamanda cinselliğe ilişkin tüm temsil ve algılamaların değişebileceği anlamına gelir. Kadın cinselliğe feminist bakışı, erkek merkezli bir bakıştan ayıran en önemli özellik ise, kadını özerk bir varlık olarak görmesi, kadının cinselliğini tanımlama ve bedenini kontrol hakkını talep etmesidir. Bu bağlamda feminist bakış, kadın cinselliğini, erkek cinselliğinden yola çıkarak anlamaya çalışmaz, erkeğin hizmetinde görmez, kavramları erkeğe göre tanımlamaz, kadın cinselliğinin çok boyutluluğunu görür, magazin tarzını reddeder ve cinselliğe eşitlikçi bir bakışla bakar. Dolayısıyla kadın cinselliğinin, feminist bir bakışa ele alınması gerektiği açıktır.

Yüksek öğrenim görmüş kadınların cinsel profiline ilişkin veri elde etmek amacıyla, Şubat 2005-Eylül 2005 döneminde, basit tesadüfi örnekleme yoluyla, Ankara’da 85 ve İstanbul’da 85 olmak üzere toplamda 170 kadına, kapalı zarf usulüyle anket uygulanmış, kadınların, kimliklerinin ortaya çıkma endişesi olmadan, daha içtenlikle soruları yanıtlamalarının sağlanması amacıyla, anketlerde ad/soyad, işyeri, okulu, gibi sorular sorulmamıştır. Toplamda 68 sorudan oluşan anket yanıtlarının çözümlemesi SPSS (Sosyal Bilimler İçin İstatistik Programı) yardımıyla yapılmış, “Yüzde Dağılımlar” oluşturularak, tablolar halinde sergilenmiştir. Anketimize katılan kadınların, çeşitli sorular için yazdıkları açıklamalar da “Katılımcıların Açıklamaları” başlığıyla aynen sunulmuştur.

Araştırmanın temel sınırlılığı, yüksek öğrenim görmüş kadınlardan yalnızca İstanbul ve Ankara’da ikamet eden çok küçük bir bölümüne ulaşabilmiş olmamızdır, dolayısıyla örneklemin, ülkemizdeki yüksek öğrenim görmüş kadınları temsil ettiği söylenemez. Bununla birlikte, araştırmamız, yüksek öğrenim görmüş kadınların cinselliğine dair bir fikir oluşturmamızı sağlamıştır.

Örneklem grubumuzun demografik özelliklerine baktığımızda, hepsinin yüksek öğrenim (üniversite, master, doktora) gördüğü çoğunluğun 30 yaş ve altı gruba mensup olduğu, bir işte çalıştığı, büyükşehirlerde yetiştiği ve % 60’a yakınının bekar olduğu görülmektedir. Demografik verilerden yola çıkarak, katılımcı kadınların orta sınıfa mensup oldukları, büyükşehirlerde yüksek öğrenim görme ve çalışma imkanları açısından düşündüğümüzde ayrıcalıklı bir kesimi temsil ettikleri söylenebilir. Dolayısıyla söz konusu kadınların, kadın kimliğine olumlu bakmaları, cinselliği bilinçli, bilgiyle donanmış bir biçimde ve eşit ilişkiler içinde yaşamaları beklenebilir, ancak gerçek durum her zaman böyle değildir. Kadınların cinsellikte güçlü oldukları yanlarla birlikte, zayıf oldukları yanlar da vardır.

Ana bulgularımızın da yardımıyla örneklem grubumuza ait, bu güçlü ve zayıf yanlar (olumlu ve olumsuz durumlar) ortaya konacaktır. Öncelikle kadınların bedenlerini nasıl gördüklerini, yani vücut imajlarını değerlendirdiğimizde, sadece yarısının vücudunu beğendiği, % 41,2’si ise biraz farklı olmasını tercih ettiği anlaşılmıştır. Bununla birlikte kendilerini çekici bulup bulmadıkları sorusuna kadınların % 73,5’i olumlu yanıt vermiştir.

İlk cinsel yakınlaşmalar ve ilk cinsel birleşme ile ilgili rakamlar bir taraftan da toplumumuzun kültürel ortamına ışık tutmaktadır. Kadınların % 67,6’sı başkasıyla ilk defa 15-21 yaş döneminde cinsel olarak yakınlaştığını (öpüşme-sevişme yaşadığını) belirtirken, % 18,8’inin 22 yaşından sonra yani üniversiteden sonraki yıllarda ilk cinsel deneyimini yaşadığı, % 5,3’ünün ise hiçbir cinsel deneyim yaşamadığı anlaşılmaktadır. Bu sayılardan da açıkça görüldüğü gibi, bir çok yüksek öğrenim gören kadın hayatında ilk defa üniversiteden sonraki yıllarda öpüşme ya da sevişme davranışında bulunmaktadır. İlk cinsel birleşme yaşlarına baktığımızda, kadınların % 22,4’ünün cinsel birleşme yaşamadığı, kalan kesimin % 40’a yakınının da 22 yaşından sonra yani üniversiteden sonraki yıllarda ilk defa cinsel birleşme yaşadığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla kadınların cinsel birleşme ve yakınlaşmaları (öpüşme-sevişme) birbirinden ayırdıkları, 15-21 yaşları arasında yakınlaşmada bulunurken, 22 yaşından sonra cinsel birleşme yaşadıkları görülmektedir. İlk cinsel yakınlaşmalar, büyük ölçüde (% 73,5) erkek arkadaşla yaşanırken (kocasıyla yaşayanlar: % 11), ilk cinsel birleşmenin erkek arkadaşla paylaşılma oranının azalması (% 64,4’e düşmektedir), evlilik içinde gerçekleşme oranının (% 27,3’e çıkmaktadır) artması da bazı kadınların bu iki tür cinsel davranışa farklı anlamlar yüklediklerini göstermektedir. Bu bağlamda, bekaret kavramı hakkındaki düşünceleri sorduğumuz kadınlardan % 32,4’ü bekaret konusunu evlilikle birlikte değerlendirerek yanıt vermişlerdir. Dolayısıyla, her ne kadar katılımcılar, yüksek öğrenim görmüş ve büyükşehirlerde yetişmiş olsalar da, üçte bir gibi büyük denebilecek bir kesimde geleneksel düşüncenin etkileri gözlenmektedir.

Günümüzde artık vücut imajı ve cinsel sağlıkla olan ilişkileri keşfedilmiş ve uzmanların salık verdiği bir davranış biçimi olan mastürbasyonun kadınların hayatındaki yeri araştırılmış, öncelikle ilk mastürbasyon yapılan yaş ve hissedilenler üzerinde durulmuştur. Örneklem grubunun, % 30’a yakınının hiç mastürbasyon yapmadığı belirlenirken, % 10’dan biraz fazlası da, geç denebilecek bir yaşta (22 yaşından büyük) mastürbasyon yapmıştır. Bu sonuç, bir taraftan, kültürümüzün mastürbasyona olumsuz baktığını gösterirken, bir taraftan da kadınların çoğunun mastürbasyonun yasak ve tabu olmasına aldırış etmediklerini göstermektedir. İlk mastürbasyona dair hissedilenlere bakıldığında da, örneklem grubunun içinde % 24’lük bir kesimin bu durumdan utandığı ve rahatsız olduğu belirlenmiştir ki, bu oranın içinde ilk mastürbasyonu zevkli ya da ilginç bulanlar da vardır. Bununla birlikte kadınların % 63,6’sında olumsuz hisler olmamış, bu durumu ilginç ya da zevkli bulmuşlardır. İkinci olarak da, kadınların, genel olarak mastürbasyon davranışı konusunda ne düşündükleri araştırılmıştır. Örneklem grubunun yalnızca % 29,5’i mastürbasyonu sağlıklı ve gerekli bir davranış olarak tanımlarken, % 60,2’si “normal” bir davranış olduğunu ifade etmiştir. Yüksek öğrenim görmekle birlikte, kendi kendini tatmin davranışını anormal gören bir kesim (% 10,2) dahi vardır.

Kadın bedeni üzerindeki egemenlik, erkek egemen toplumsal mekanizmalarla belirlendiği için, cinselliği de güce ve sahip olmaya dayanan düşüncelerden ayırmak imkansızdır. Bu anlamda kadınların maruz kaldıkları taciz, tecavüz, cinsel baskı ya da yasaklamalar da araştırılarak çarpıcı sonuçlara ulaşılmıştır. Buna göre, anket uyguladığımız kadınların % 97’si sokakta, toplu taşıma araçlarında, işyerinde, okulda ya da evde, sözlü yada fiziksel olarak tacize uğradığını bildirmiştir. Kadınların % 30’u da, cinsel eşlerin kaba laf ve davranışlarından, kandırılarak veya zorla yapılan cinsel ilişkiye, mastürbasyon yaparken yakalanıp cezalandırılmaya kadar cinsellikle ilgili olumsuz olaylar yaşadıklarını belirtmişlerdir.

Cinsel şiddet, kadın cinselliğinin negatif bir yönünü çarpıcı rakamlarla göz önüne sermektedir, bununla birlikte kadın cinselliğine dair tek olumsuzluğun cinsel şiddet olduğunu söylemek yanlış olur. Zira, erkek egemen düşünce ve davranış kalıpları, kadınlar açısından zevk ve cinsel doyumla ilişkilendirilmesi gereken durumları da engelleyebilmektedirler. Anketimize katılan 170 kadından 60’ı, eşlerinin kendilerine duygusal yaklaşmasını, dinlemesini, sadece kendi zevkini düşünmemesini, kendilerini cinsel birleşmeye zorlamamasını ve yapmaktan hoşlanmadıkları cinsel eylemleri talep etmemesini istediklerini belirtmiştir.

Kadınların % 78,9’u çekinmeden cinsel eşinin ilişki isteğine olumsuz yanıt verdiğini belirtirken, genelde erkeğin alanı olarak görülen cinsel ilişkideki pozisyon ve yöntemlerin de, eşler tarafından eşit ölçüde belirlendiği anlaşılmaktadır.

Çalışmamızda, cinsel doyumun göstergesi olan orgazm da bir çok yönüyle araştırılmıştır. Öncelikle, kültürel olarak onaylanan bir cinsel faaliyet biçimi olan birleşme yoluyla orgazm oranı araştırılmış ve dünyanın pek çok yerinde yapılan cinsellik anketlerinin bulgularına benzer biçimde, örnekleme dahil kadınlarda da cinsel birleşme yoluyla düzenli olarak orgazma ulaşma oranının pek yüksek olmadığı (% 42,7) saptanmıştır. Buna paralel olarak, kadınların % 41,7’si genellikle, bazen ya da nadiren orgazm taklidi yapmaktadırlar. Bunun, kadınların üzerindeki “birleşmeyle orgazm olan dişi kadın” baskısından kaynaklandığı düşünülmektedir. Sonuç olarak, cinsel birleşmenin bir çok kadında orgazm için etkili bir uyarıcı olmadığı araştırmamızla da tespit edilmiş olup, başka uyarıcılara da gerek olduğu anlaşılmıştır. Bununla birlikte, örneklem grubumuza dahil kadınlar diğer cinsel faaliyetlere fazla başvurmamaktadırlar. Bulgularımıza göre, kadınların % 49,3’ü oral seksle, % 44,5’i cinsel eşinin elle uyarısı ile, % 50,8’i de mastürbasyon yolu ile orgazm olmaktadır. (Oranların % 100’den fazla olmasının nedeni bazı kadınların birden fazla yöntemle orgazm olmalarıdır).

Kadının bedeni ve üretkenliğiyle ilgili çok önemli bir konu da menstruasyon / adet olarak adlandırılan periyodik kanamalardır. Bilindiği üzere, menstruasyonun bir hastalık olduğuna, bu dönemde kadınların kirli olduğuna dair görüşlerin dinlerle bağlantıları vardır ve çok eski tarihlere ulaşmaktadır. Bu konuda düşünceleri sorulan kadınların çoğunluğu menstruasyonun kadın bedeninin fizyolojik bir işlevi olduğunu belirtirken, % 10 dolayındaki bir kesim menstruasyonu hastalık olarak gördüğünü ifade etmiştir. Buradan da açıkça görüldüğü üzere, yüksek öğrenim görmüş kadınlar içinde halen adet görmenin bir hastalık olduğunu düşünenler vardır.

Tezin giriş bölümünde de belirttiğimiz gibi kadın cinselliğini etkileyen bir çok faktör vardır. Bunlardan biri de kuşkusuz dini inançlardır. Birebir neden-sonuç ilişkisini gösterdiği söylenemese de, bulgularımızdan biri, çok dindar ve dindar olduklarını belirten yüksek öğrenim görmüş kadınların, özellikle mastürbasyon ve bekaret konularındaki nispeten katı tutumlarıyla anket grubunun kalanından farklılaşmalarıdır.

Kadınlar ile erkekler arasındaki farklılıkların, toplumsal düzlemde kurulmuş yönlerine dikkat çeken toplumsal cinsiyete dair düşünceleri de araştırılan yüksek öğrenim görmüş kadınların, bazı konularda toplumsal cinsiyetçi düşünceleri aştıkları, bazılarında ise aşamadıkları görülmüştür. Buna göre, katılımcıların büyük çoğunluğu, kadınların bir eş ya da sevgilinin yardımı olmadan da yaşayabileceklerini, erkeksi alanlar olarak görülen iş yaşamındaki yöneticilikte ya da matematik ve fizikte başarılı olduklarını düşünmektedir. Ancak katılımcıların bir kısmı, “kadın doğası” ile bağlantı kurulan ev işleri ve öğretmenlik, hemşirelik, bakıcılık gibi işlerde, kadınların daha başarılı olduklarını düşünürken, çoğunluğu sanatsal ince işleri kadınlara, kol gücüne dayalı işleri erkeklere uygun bulmaktadır. Makyaj da, kadınların çoğu tarafından gerekli görülmüştür. Ayrıca, katılımcıların çoğunluğu her zaman ailesini kariyerine göre ön planda tutacağını bildirmektedir.

Hüküm ve Öneriler:

Yüksek öğrenim görmüş kadınların cinselliğini araştırdığımız bu çalışmada, kadınları cinsellikte zayıf taraf olarak da, güçlü taraf olarak da görmenin doğru olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bazı konu ya da durumları erkek egemen bir bakışla değerlendiren kadınlar, bazı durumlarda da bu bakışı aşmaktadırlar. Genel olarak yüksek öğrenimin, kadınların cinselliğe bakış ve yaşayışlarında olumlu etkileri olduğu görülmekle birlikte, sınırlı da olsa, geleneksel düşünceler ve dinsel inanışlar karar vermede belirleyici olabilmektedir.

Kadın cinselliğinin, daha bilinçli, daha paylaşımcı ve eşit ilişkiler içinde yaşanması gerektiği açıktır. Bu konuda atılması gereken bir çok adım vardır ama öncelikle kadın cinselliği alanında feminist bir bakışla yapılan bilimsel çalışmalara ihtiyaç duyulduğu ortadadır. Hem kadınların içindeki farklı kesimlere yönelik (örneğin türbanlı kadınlar) çalışmaların, hem geleneksel olarak dışlanan, görünmez kılınan (örneğin yaşlı kadınlar) kesimlere yönelik çalışmaların, hem de ülke çapındaki büyük ölçekli çalışmaların faydalı olacağına inanıyoruz.

Tarafsız cinsel eğitimin sağlanması son derece önemli bir konudur. Yaş gruplarına uygun biçimde, gerek ilk öğretimde gerek üniversitelerde, eğitilmiş uzmanlarca cinsel sağlık konularında derslerin verilmesinin olumlu olacağını düşünüyoruz. Böylece çocuk ve gençlerde bilgisizlikten kaynaklanan bir çok sorun engellenebileceği gibi, cinsiyetçi kalıplar da deşifre edilebilecek, gençlerin sosyalleşme sürecine olumlu bir müdahalede bulunulmuş olacaktır.

Hem cinsellik araştırmalarının hem de cinsel sağlık eğitiminin önemli bir unsuru kullanılan terminolojidir. Ancak terminoloji sorunu, genelde çok daha büyük bir anlam taşımaktadır. Kadın cinselliğini, erkek egemen kelimelerle ifade etmek, erkek merkezli bir bakışı da yeniden üretmektedir. Bu anlamda terminolojinin gözden geçirilmesine ve Türkçe Sözlük’ten başlamak üzere kelimelerde devrime ihtiyaç vardır. Cinsellik araştırmalarının ve cinsel eğitimin de “kadının cinsel gerçeğini” ifade eden, objektif kelimelerle hazırlanması gerekmektedir. Bu bağlamda, erkek ve kadın cinselliğine dair mitlerin teşhiri ve doğru bilgilerle değiştirilmesi gerekmektedir. Çok önemli bir husus da yalnız kadınların sahip olduğu menstruasyon, hamilelik, doğum gibi çeşitli deneyimlerinden olumlu bir biçimde bahsedilmesi gerekliliğidir.

Kadınların maruz kaldıkları cinsel baskılar kamuoyu gündemine taşınmalı ve bunlara karşı mücadele edilmelidir. Ancak diğer taraftan, cinsel zevkten, daha uygun bir zamana ertelenebilecek bir şey olarak değil, hayatı olumlayan ve güçlendiren bir şey olarak söz edilmeli, kadınların cinsel zevki bir hak olarak görmeleri sağlanmalıdır.

Giriş bölümünde bahsettiğimiz gibi, genel olarak, ataerkil sistem, kültür, ekonomi, politika, bilim, din, medya, özelde de yetişme farkları, aile, yasaklar, tabular, bilgisizlik ve korku da, kadın cinselliğini farklı derecelerde etkilemektedir. Dolayısıyla yeni bir cinsellik anlayışı yaratabilmek her alanda mücadeleyi gerektirecektir.


BU TEZİ İNDİRİNİZ

170 EĞİTİMLİ KADINDA CİNSEL DAVRANIŞ

 


 


 

Anket

  Workshoplardan (atölyelerden) ve CİSEATED Eğitimlerinden Memnun Kaldınız mı?

Hava Durumu


Döviz

1 $ = 3,50 TL
1 € = 4,20 TL
976329 Ziyaretçi