en

Meditasyon ve Benzeri Farklı Bilinç Halleri (Altered States of Consciousness)


   

 

  


  

 Farklı Bilinç Halleri (Altered States of Consciousness) isimli makalem 1998 yılında Bilim ve Ütopya Dergisinde yayınlanmıştı. Bir yıl sonra bu makaleyi Almanya'ya ait bir sitede internete verilmiş olarak görmüştüm. O zaman hem ismim hem de referanslar tek tek korunmuştu. Geçen 12 yıl zarfında bu makale özellikle hipnozla ilgili sitelerde ve pek çok nörobilim sitesinde yayınlandı. Google'da araştırılınca 100'ün üstünde sitede bu makaleyi gördüm. Ama ne yazık ki, bunların çoğunda makaleyi sitelere koyanlar hem referansları, hem de ismimi makaleden çıkarmışlardı. Yani makale pek çok makaleme yapıldığı gibi, intihale uğramış, çalınmış ve  'anonimleştirilmişti'. Sadece artık bir kaç sitede makalenin gerçek yazarının ismi vardı, hemen tüm sitelerde ise referanslar elimine edilmişti. Referanssız bu makale ne işe yarar bilemiyorum. Ama bizim ülkemizde insanlar makalenin bilimsel niteliğiyle hiç ilgilenmiyorlardı ve referanslardan rahatsız bile oluyorlardı.

1998 yılında kaleme aldığım bu makaleyi bazı  kitaplarım için genişlettim ve gerçek haliyle, resimleri ve referanslarıyla insanların yararlanabilmeleri için kitabın yayınlanmasından çok daha önce bu siteye koyuyorum.

 


 FARKLI BİLİNÇ HALLERİ

(Altered States of Consciousness)

Doç. Dr. Ümit Sayın

Nisan 2010

 

 

 


 Farklı Bilinç Halleri ve Normal Bilinç Hali Nedir?

Farklı Bilinç Halleri (FBH - altered states of conciousness), gündelik yaşantının ve normal olarak adlandırılabilecek algı-bilinç akardengesinin (hemostasis) ve her zaman yaşanan bilincin haricinde varılabilecek bilinç hallerini anlatmak için kullanılan genel bir terimdir.

"Farklı bilinç halleri" (FBH) terimi, uyku, rüya görme hali (REM uykusu), hipnotik bilinç hali, ekstazi (vecd), meditasyonla ve Yoga ile varılan bilinç halleri, uyarıcı maddelerle varılan bilinç halleri (yüksek doz kafein, metamfetamin, marijuana vb.), anestetik ve nöronal inhibitör[1] maddelerle varılan bilinç halleri (pentotal, fenobarbital, halotan benzodiazepinler vb), duyusal yoksunlukla varılan bilinç halleri, halüsinojenlerle varılan bilinç halleri (LSD 25, psilosibin, meskalin, PCP, MDMA vb) ve henüz keşfedilmemiş tüm bilinç hallerini kapsayan çok geniş bir terimdir. Bu konuda yapılan araştırmalar 1950-1980 arasında yoğunlaşmış ve temel bazı prensipler bu dönemlerde ortaya konmuştur[2]; ama daha sonra keşfedilen beyin hakkındaki nörofarmakoloji bulgularından sonra konu daha ziyade devletlerin ve istihbarat örgütlerinin gizli denetimi altında sürdürülmüştür[3]. Farklı Bilinç Halleri'nin  (FBH) araştırılması oldukça tehlikeli bir konudur; bu konuda yapılmış ve yapılacak olan buluşlar, insan beyni hakkındaki yeni olasılıkları gözler önüne sereceği gibi insanlara çok tehlikeli bir gelecek de sunabilir. Önemli olan bu bilginin kim tarafından ne amaçla kullanılacağı, objektif ve demokrasiye bağlı bilim insanları tarafından kontrol edilip edilemeyeceğidir.

 Öncelikle normal bilinci ve uyanıklığı oluşturan koşulları ele almakta fayda var. Normal bilinç EEG'nin alfa veya beta ritminde olduğu (ya da EEG'nin 8-23 Hz arasında olduğu), tüm algıların dengelenmiş ve korteksin (beyin kabuğu) filtresinden geçirmiş olduğu bir bilinç halidir. Beyin belli bir anda temelde beş tip algıyı değerlendirir:

 1) Dışarıdan gelen uyarı (eksternal-dış stimulus, ses, renk ve 5 duyu ile ilgili olabilir).

2) Proprioseptif uyarı (örneğin vücut postürü ile ilgili veya eklemlerden, kaslardan gelen), motor uyarı ve buna verilen kas cevabı (kaslarda kuvvet veya gerginlik artışı/azalışı).

3)Somato-sensoriyal uyarı (yani vücudun kendi içinden gelen bir uyarı, örneğin bir diş ağrısı veya kaşıntı).

4) Bilinçli iç uyarı, yani beynin ayırdında olduğu ve düşüncenin içinden gelen uyarı.

5) Bilinçsiz iç stimulus, yani emosyonel (duygusal) ve psikolojik stimulus (hem korteksten gelen, hem de içgüdülerin merkezi olan limbik sistemden, bilinç dışından gelen tüm uyarılar bütünü).

 Beyinde 1013  (10’un yanında 13 tane sıfır) nöron vardır ve bu nöronlar birbirleriyle bu sayının kombinasyonları kadar bağlantı (sinaps) yapabilirler. Beyinde biyolektrik akım bu sinapslar ve sinapslar arasındaki kimyasal maddeler (nörotransmitter) aracılığı ile aktarılır. Düşünce, bilinç ve duygular  bu biyoelektrik ağın ve biyoelektrik işlevin bir ürünüdür. Biyoelektrik olaylar beyinde aksiyon potansiyeli denen ve hücre zarı potansiyel farkını değiştiren bir iyon[4] akımı ile gerçekleşir, bir çeşit biyolojik pil işlevi yapan hücre zarı, sodyum ve potasyum iyonlarına geçirgenliğini değiştirir ve aksiyon potansiyeli denen nöronlar arası biyoelektrik akımını oluşturur.

 Hücre zarı dışında fazla olan sodyum iyonları eşik potansiyeli aştıkları zaman, kendilerine özel kanallar içinden hücre içine girerler. İçeride fazla olan potasyum iyonları ise dışarıya çıkarlar. Mekanizması çok komplike olan bu olay -70 milivolt olan (içerisi dışarıya göre negatif yüklüdür) hücre zarı biyoelektrik potansiyelinin + 35-45 milivolta yükselmesine neden olur. Tüm bu aksiyon potansiyeli 0.8 milisaniye içinde biter. Yani bizim algılayabileceğimiz bir saniyede tam 1000 tane aksiyon potansiyeli oluşabilir, bu aksiyon potansiyeleri iletimi de düşüncenin, duyguların ve bilincin oluşmasındaki inputları (girdileri) aktive eder. Bu inputlar sıfır (0) ve bir (1) Bolleen cebiri ve mantığı ile çalışan henüz tam anlaşılamamış bir mekanizmadır; ama aynı evdeki bilgisayarlarımızdaki gibi beyin de benzer bir ‘akım geçer’ (1) ve ‘akım geçmez’ (0) mantığına göre çalışır.   Bu nöronların aktivitesi çok kaba olarak kafa derisi üzerinden EEG olarak ölçülebilir, epilepsi (sara) gibi hastalıklarda bu EEG dalgalarının büyüklüğü (amplitüdü) ve sıklığında değişiklikler olabilir; zaten bu değişiklikler tanı koydurucudur. EEG ile çok kaba ve temel değişiklikler saptanabilir, EEG’ye bakarak düşünce okumak, beynin neresinde ne oluyor, onu saptamak mümkün değildir!

 Bir Nöronda Uyarım ve Aksiyom Potansiyelinin Oluşması:

1: Presinaptik nörondan kalsiyum iyonunun varlığında nörotransmitter denen dopamin, serotonin, norepinefrin, asetilkolin gibi moleküller salgılanır.

2: Bu nörotransmitterler postsinaptik (sinaps sonrası) nöronda kendi reseptörlerine bağlanırlar. Böyle bir reseptör-ligand kompleksi oluşunca, iyonik kanallar açılır. İçeri sodyum hücumu başlar, dışarı ise potasyum çıkar. Hızla aksiyon potansiyeli oluşur.

3: Bu aksiyon potansiyeli tüm hücreye yayılır ve hücreyi uyarır.

4: Özellikle hücrenin akson tepeciğinde sodyuma fazla duyarlı reseptörler vardır, bunlar basit bir uyarı sonucunda hızla ateşleme yapıp, aksiyon potansiyeli oluştururlar.

5: Bu aksiyon potansiyeli hep ya da hiç ilkesine göre yine biyolelektriksel bir biçimde sodyum ve potasyum iyonlarının yer değiştirmeleriyle nöron içinde ilerler.

6: Bu uyarı başka bir nörona yaklaşınca aksonun ucundaki presinaptik bölgeden tekrar nörotransmitter salgılanır veya elektriksel uyarıyla postsinaptik nöron uyarılır. Böylece nöronların 0.8 milisaniye ile 1 milisaniye arasında haberleşmesi sağlanmış olabilir. Gözümüzü açıp kapıyıncaya kadar bir saniyede bin adet nöronda bin adet aksiyon potansiyeli geçmiş olabilir. 10 üzeri 13 nöronun hepsinin aksiyon potansiyeli ürettiği ve birbiriyle haberleştiği düşünülürse, beyinde bilginin iletim hızı korkunçtur. Henüz hiç bir bilgisayar insan beyninin kapasitesini yakalayamamıştır. Bu bilgilerin nasıl saklandığı ve geri çağrıldığı ise çözülememiş bir muammadır. Klasik elektrofizyoloji bulguları ve yayınlanmış makaleler, kitaplar beyinde depolanan bunca bilginin nasıl olup da spesifik bir kısmının saniyenin çok küçük bir diliminde geri çağrılmasını açıklayamamaktadır. Bilginin protein yapısında depolanabiliyor olması da bu mekanizmayı açıklamaktan çok uzaktır. Holografik bir elektromanyetik alanda bu bilgilerin saklanma olasılığı vardır. Bu konuda anlatılmakta olan FBH oluşturan koşulların algıları nasıl böylesine değiştirebildiği konusu ise nörofarmakoloji ve elektrofizyoloji bilgileri ile açıklanamamaktadır.

Oksijen ve glikozun olmadığı ortamlarda bu ileti durur. Tüm nöron faaliyetleri durur. Protein sentezinin engellendiği durumlarda ise nöronların ve beynin uzun süreli bilgi saklama yeteneği durur. Bu nedenle bilgilerin DNA ve protein yapılarında saklandığı düşünülmektedir, fakat eğer bilgi protein yapılarında saklanıyorsa, onu tarayıcı (scanning) ve bilgiyi geri çağırıcı mekanizmanın ne olduğu konusu halen karanlıktır.

            Beyin tüm uyarıları bir filtre mekanizmasından geçirerek, toplam bir algı düzeyi çıkarır; bu algı düzeyinin altındaki uyarılar bilince intikal etmez: "eşik altı algı olarak" kalırlar. Eşik altı algı kitlesel veya bireysel zihin kontrolü yöntemlerinin geliştirilmesi nedeniyle detaylı olarak araştırılmıştır. Tüm sensoriyal-motor input[5], aslında beynin kendi kendisine, olağan normal hayatı sürdürebilmek için oluşturduğu bir hemostasis (akardenge) mekanizmasından başka bir şey değildir. "Ben ve kişilik", "normal bilinç hali" denilince, veya günlük hayatta isimleri ile bildiğimiz kişilerin davranışları deyince, bu alışılmış, beynin süzgecinden geçirdiği ve ortalama olarak ortaya koyduğu algılar/motor-sensoriyal input ve bunlara karşı kişinin gösterdiği tepkiler bütünü ve kendi kendisini programlayış bütünü ele alınır. Normalde bilinç ve bilinçdışı kendi kendilerini programlayabilen birer biyolojik bilgisayar programıdırlar. Bu bilgisayar programı bize çocukluğumuzdan beri öğretilenlerle, yaşadığımız deneyimlerin karmaşasından oluşan ve kendi kendine programlayabildiğimiz bir yapıdır. Her gün biz bu programı tekrar yeniden kurarız. Bilinçli zihin hali de, bilinçdışı da  bir biyobilgisayar programıdır. Psikoaktif maddelerle veya beyin kimyasını değiştirerek bu programın da değiştirilmesi, programdan arındırılması veya tekrar programlanması mümkündür.  Sufilerin ‘bir ben var benden içeri!’ sözü ayırdında olamadığımız iç ben veya bilinçdışını tanımlamak için söylenmiştir. Normal bilinç halinde ben ve kişilik, tamamen alışageldiğimiz bir hemostasis (akardenge) mekanizmasının kontrolü altındadır. FBH’de bu denge ve kontrol bozulur.

 FBH'nde hem "ben ve kişilik", hem uyarılara verilen yanıt, hem de bilinen normal bilinç hali değişebilir. Hatta bazı ilaçların ve yöntemlerin etkisi altında, irade denilen "normal bilince" ait fonksiyon tamamen kalkabilir, ileri düzeydeki FBH'nde ise kişi artık aynı kişi olmayabilir, bambaşka bir yapı kendini gösterebilir. Örneğin LSD-25 (lysergic acid diethyl amide) etkisinde pek çok bilinç dışı, arkaik, kollektif bilinç dışına ait motif ön plana çıkabilir, ya da hipnoz etkisi altında -aynı rüyalarda olduğu gibi- kişi bambaşka birisini oynayabilir, çoğul kişilik (multiple personality) geliştirebilir.

 Beyin ve vücut, parasempatik ve sempatik sistemler denen otonom iki sinir sisteminin etkisi altındadır. Sempatik sistem uyanıklığı ve dış dünyadan gelebilecek tehlikelere karşı insanın karşı koyma gücünü sağlar. Bir tehlike karşısında bilincin açılması, beyindeki noradrenerjik (bir katekolamin nörotransmitter) nöronların aktivasyonu ile gerçekleşir[6]; bu sırada da sürrenal bezinden kana adrenalin isimli hormon salgılanır. Uyanıklığı sağlayan noradrenalin olduğu kadar, özellikle beyin sapındaki raphe çekirdeklerindeki serotoninerjik nöronlar tarafından salgılanan serotonindir de [7]. Ayrıca bu dengenin kurulmasında dopamin, GABA, endorfinler ve diğer nörotransmitterlerin de rolü vardır. Genelde "amin" yapısındaki nörotransmitterler, vücutta yüksek enerji üretime yol açan ve ergotropik olarak isimlendirilen bu sistemi aktive ederler. Bilinçteki elektriksel ve elektro-kimyasal durumlar, bilinç halleri, bellek hep bu nörotransmitterlerin farklı dengelerdeki etkileşimi ve beyindeki nöron ağı ile ortaya çıkar! Kimyasal maddelerle veya dışarıdan verilen uyarılarla bu dengeleri değiştirmek mümkündür.

Parasempatik sistem ise daha ziyade vücudun dinlenme ve gevşeme sırasında etkili olan sistemidir, salgı bezleri ve sindirim sistemi parasempatik sistemin kontrolü altındadır. Trofotropik olarak isimlendirilen bu sistemin aktivasyonunda vücudun ürettiği enerji azalır. Beyinde özellikle asetil kolin isimli nörotransmitter, parasempatik nöronlardan salgılanır. Dinlenme durumlarında ve uyku sırasında parasempatik sistem daha hakimdir.

Son görüşlere göre beden ve zihin birbirinden ayrılamaz. "Beden-zihin" kavramını ortaya koyan Prof. Alan Hobson'a göre uyku sırasında beyin FBH'ne girer, rüyalar bir çeşit halüsinasyondur ve her bilinç halinin karşılık geldiği bir elektro-kimyasal "beden-zihin" durumu mevcuttur [8].  Yani bir bilgisayar gibi ele alınırsa, vücut hardware (dış donanım), beyin ara-iletici (transmitter) zihin ise software’dir (bilgisayar programı). Biri olmadan ötekinin var olması mümkün değildir. Beden-zihin kavramı  yeni bir anlayışa yol açmıştır. Bu teoriye göre karaciğerdeki bir reaksiyondan, pankreastaki bir soruna kadar pek çok olgu zihinsel durumu ve bilinci etkiler. Tersi de söz konusudur, zihinsel durum veya bilinç hali vücuttaki organlara gönderdiği mesajlarla tüm vücudu etkiler. Psikolojik yapı ile gövde ve biyolojik yapı içiçedir. Bu biyolojik yapıyı temel bileşenleri düzeyinde etkileyebilirseniz ve bu etkilerin özelliklerini iyi ayırt edebilirseniz, o bedene ait zihni de etkileyebilirsiniz.

Beden-zihin, bilincin bir anlamda tüm vücuda ve vücut fonksiyonlarına yayıldığını, bir böbrek üstü bezinin veya karaciğerin de en az beyin kadar bilincin yapısında etkili olduğunu ortaya koymaktadır; aynı kuantum fiziğindeki birleştirilmiş alanlar teorisi gibi artık vücut fizyolojisi ile beyin birleştirilmektedir. Beden-zihin kavramı maddeden ve vücuttan ayrı, bilinci ve beyni şekilleyen "ruh" gibi bir aksiyoma da şüpheyle yaklaşmaktadır. Çünkü oksijen ve glikozun olmadığı yerde nöronların oluşturduğu aksiyon potansiyelleri, nörotransmitter iletimi, dolayısıyla da bilincin de valığını devam ettirebileceğini  varsaymak bilimin bugünkü bilgilerine göre biraz kabul etmesi zordur. İlginçtir ki, Charles Tart gibi FBH’yi araştıran yazarların çoğu, ruhu ve parapsikolojiyi kabul etmektedirler. Ruh vücudun bir pil gibi ürettiği bir bioenerji yumağı olabilir; bu konuda bilimin verileri henüz ruh, astral seyahat, ölüme yakın deneyimler (near death experience), telepati, telekinezi, klairvoyans (uza görü) gibi olayları açıklamaktan çok uzaktır; ama bilimde her zaman açık kapı bırakmak ve her konuya septik bakmak en bilimsel tavırdır, parapsikolojiyi ve ruhu tamamen red etmek çok önyargılı bir görüş olacaktır.

 Örneğin LTP[9] (Long term potentiation: uzun süreli güçlendirme) denen bir elektrofizyolojik olgu, belirli uyarılar sonucunda beyindeki nöronların sonraki benzer uyarılara verdiği elektrofizyolojik ve nörokimyasal mekanizmadır. LTP öğrenmenin en temel ve bilinen en ilkel elektrofizyolojik mekanizmasıdır. LTP’nin öğrenme ile ilişkili olduğuna dair pek çok kanıt vardır[10]. Oksijen, glikozun veya yeterli sodyum ve potasyum konsantrasyonunun olmadığı yerde LTP de gerçekleşemez. Yani öğrenme ve bellek de olamaz; bu nedenle maddenin ötesindeki bir yapının belleğinden de söz etmek bugün elimizde bulunan nörobilimsel bilgilere göre zordur . Belleğin olabilmesi için mutlaka oksijen, glikoz ve belirli iyonların istenen konsantrasyonları gereklidir; ancak çok optimum koşullarda öğrenme olabilir. Kısa süreli öğrenmenin yanı sıra uzun süreli öğrenmenin mekanizmaları arasında ise protein sentezi vardır. Uzun süreli bilgi protein veya DNA, RNA olarak saklanabilir, yani bilincimizdeki tüm bilgilerin bir fizyolojik ve biyokimyasal temeli vardır. Protein sentezini bloke eden ilaçlar, öğrenmeyi de bloke eder. Öyleyse bir kişiye akut etkili öğrenmeyi bloke eden ilaç verilirse ve FBH’de o kişiye bazı telkinler veya şartlamalar yapılırsa, kişi o anı hatırlamayabilecektir.

Bilincin varolabilmesi için öğrenme ve geri çağırma mekanizmaları şarttır. Nörobilim henüz bu bilgiyi geri çağırma mekanizmalarını çözememiştir. Bilginin geri çağırılma işlemi oksijen ve glikozun olmadığı ortamlarda imkansızlaşır, hatta by-pass ameliyatlarında beyne çok az süre kan gidemediği için insanlarda ciddi hafıza kaybı veya kişilik, karakter değişimi bile görülebilir. Kişilik ve karakter, beynin nöronal ağı ile biyokimyasal olayların ve nörokimyasal dinamizmin bir sonucudur. Bu nedenle kimyasal yöntemlerle beynin bu fonksiyonları, kişilik ve karakter çok kolay değiştirilebilir. FBH sırasında olağan program bozulacağı veya yeni programlar geliştirilebileceği için kişilik, davranış ve öğrenme de çok kolay etkilenir hale gelir.

 Farklı Bilinç Hali Oluşturan Durumlar

Yukarıda saydığımız normal bilinç halini oluşturan somato-sensoryal, sensoryal-motor vb. inputların değiştiği durumlarda FBH oluşabilir. FBH'ni aslında hepimiz bilmekteyiz; örneğin sarhoşluk, uyku, rüya görme hep FBH'dirler. Ama sistematize etmek gerekirse, FBH şu koşullarda oluşur[11]:

 1) Dışarıdan gelen uyarıların azaldığı durumlarda: Dış uyarıların azaldığı, sensoryal-motor inputun minumuma indiği durumlarda, tekrarlayan monoton uyarıların varlığında FBH oluşur. Uzun süreli bir yere kapatılma durumlarında[12], denizdeki uzun süreli stimulus yoksunluğunda[13] , yükseklere çıkan jet pilotlarında[14], uyku bozukluklarında, uzun süren uykusuzlukta, duyusal yoksunluk deneylerinde FBH oluşur. Duyusal Yoksunluk Deneyleri, dış uyaranın minumuma indirildiği en ideal deneysel FBH koşullarıdır[15]. Denek, isotonik (kanla aynı osmotik basınca sahip) tuzlu su içeren bir tanka girer. EKG (kalpten, elektrokardiyografi), EMG (kastan, elektromyografi), EEG (beyinden elektroensefolagrafi) kayıtlarıyla dış dünyaya bağlıdır. Vücut bu tankın içinde, karanlıkta, hiç bir ses, uyarı, görüntü olmadan yüzer; süre en az 8 saat-2 gün arasında değişir. John Lilly, bu deneyleri bizzat kendisi gerçekleştirmiş, duyusal yoksunlukla birlikte LSD gibi halüsinojen maddeleri de NIH’deki  (Amerikan Sağlık Teşkilatı) laboratuarlarda denemiştir. Duyusal yoksunluk tek başına bir süre sonra zaten halüsinojen etkiye sahiptir. Duyusal yoksunluk deneyleri ile istihbarat örgütleri çok ilgilenmişlerdir (özellikle CIA). John Lilly daha önceden iddia edildiği gibi uyarı olmadığı takdirde insanda düşüncenin kaybolacağı hipotezini bu deneylerle çürütmüştür. Uyaranları (stimulusu) minumuma indirdiğiniz takdirde bile düşünce devam etmektedir. Uzun süren duyusal yoksunlukta ise insan bilincini ve mantığını yitirmediği bazı halüsinasyonlarla karşı karşıya kalmaktadır. Bu deneyler halüsinasyonun insan beyninin fizyolojik bir yanıtı olduğunu kanıtlamıştır, aynı uzun süren uykusuzlukta olduğu gibi! Uzun süren uykusuzlukta da insan beyni bir süre sonra halüsinasyon görmeye başlamaktadır, bunun nedenlerinden birisi aslında fizyolojik bir halüsinasyon olan REM uykusuna (rüyalı uyku) beynin duymakta olduğu ihtiyaçtır.

 2) Dışarıdan gelen uyarının arttığı, motor veya duygusal aktivitenin arttığı durumlarda: Telkine açılmış bilinç halinde[16]; beyin yıkama durumlarında; dinî veya mistik amaçlarda gelişen vecd (ekstazi) hallerinde; şamanik trans hallerinde, dinsel seromonilerde[17]; ateşte yürüyenlerin girdiği trans halinde[18]; şeytana tapan (satanist) kültlerin ayinlerinde ve ritüellerindeki trans hallerinde[19]; aşırı uzun süren cinsel ilişki veya uzatılmış orgazm[20] (status orgasmus) halinde  FBH görülür. Ayrıca iç dinamiklerden kaynaklanan amnezilerde (hafıza kaybı), travmatik nevrozda, depersonalizasyonda, panik ataklarda, histeri konversiyonunda, psikozda, şizofrenik reaksiyonlarda FBH benzeri bir durum  görülebilir. Bu nedenle zihin kontrolü amacıyla insanlarda akut psikoz oluşturmak en tercih edilen yöntemlerden birisidir. Bunun için zaman-mekan algısını yıkmak amacıyla CIA kişilere uzun süreli elektroşok ve psikoaktif madde uygulaması yapmıştır. Uzay-zaman ve bilinç kırılabilirse, insanlarda oluşan FBH’de çok kolay bilinç dışı şartlama gerçekleştirilebileceği düşünülmektedir. Bu duruma ‘kontrollü psikoz’ adını vermektedirler. Kontrollü psikoz bazı insanlarda kolaylıkla oluşturulabilir.

3) Aşırı uyarılmışlık, aşırı zihinsel aktivite: Uzun süren problem çözme durumlarında, buluş ekstazisi durumlarında; karizmatik bir konuşmacıyı inanmış ve etkilenmiş olarak dinlerken; metronomu veya stroboskobu uzun süre izlerken FBH oluşabilir. Örneğin pek çok kişi üniversite sınavı gibi beynin aktif olduğu bir sınavdan sonra, zihinlerinin değiştiğini algılamıştır; bu aşırı zihinsel aktivitelerin yaklaşık 2-5 gün durmaksızın sürmesi FBH'ne yol açabilir. Bunun mekanizması  nörotransmitter salınımıyla ilgilidir. Beyin ihtiyacı olan nörotransmitterleri depolarından temin edebilmekte, gerektiğinde belirli nörotransmitterlerin sentezini arttırabilmektedir. Psikoaktif ilaçlar bu dengeyi etkilediklerinden insanda FBH oluştururlar. Beyin faaliyetleri tamamen farklı nörotransmitterlerin farklı etkileşimleri sonucu değiştirilebileceğinden, nörotransmitterlerle oynanabilirse, insanda bilinç ve hafıza kontrol etki altına alınabilir.

Özellikle ritmik uyarılar insanları çok alıcı bir duruma sokar, örneğin ‘voice rolling’ (ses yuvarlama) denen bir teknikte, ağızdan çıkan kelimelerin dakikada 70-80 vurumluk bir ritme sahip olmasının insanları telkine çok daha yatkın hale getireceğinden bahsedilmektedir. Bu teknik pek çok hatipe özel derslerde öğretilmektedir.

4) Dikkatin azalması, uzun süreli uyanık relaksasyon durumlarında: Bu grupta ele alınan durumlar meditasyon, Yoga gibi aktivitelerde gelişen FBH'dir. Konsantrasyon meditasyonu, Zazen, mantra meditasyonu, Yoga hep birbirinden farklı tekniklerdir ve farklı bilinç hallerine yol açar.

 Örneğin Japonya'daki Zen merkezlerinde (Zendo) Budist rahipler, sabah 5'ten akşam 10'a kadar durmadan zen meditasyonu (Zazen) yaparlar. Zen meditasyonu sadece insanın gözleri yarı açık, önündeki bir noktaya konsantre olarak, nefes alış verişlerini dinlemesi (sayması) ve başka hiçbir şey düşünmemeye çalışılmasından ibarettir. Günler, aylar, hatta yıllar sürer. Sonuçta varılan bilinç halinde, dünyadaki bazı gerçeklerin daha farklı ve daha doğru, özüne vararak kavrandığı iddia edilmektedir (Satori, samadhi, nirvana, kozmik bilinç terimleri ile açıklanan durum). Bu bilinç hallerinde halüsinojenlerle varılan bazı bilinç hallerinin kavrandığına dair bulgular ve iddialar vardır[21].


  

 


 Daha da ilginci Ram Das’ın bahsettiği Tibetli bir  Yoginin bilinç halidir[22]. Bu guru iki farklı deneyde 900 ve 1500 mikrogram LSD’ye karşı kayıtsız kalmıştır. Yani normal dozu 150 mikrogram olan LSD’nin 10 katı doz bile bu Yogiyi etkilememiştir. Bu durumu açıklamak mümkün değildir, çünkü LSD bilindiği üzere daha önce kullanmamış olanlarda en az 6-8 saatlik FBH yaratır. Uzun süre Zen meditasyonu yapmış başka kişilerde de benzer durumların oluştuğu, bu kişilerin zaten o bilinç halinde oldukları için hiç bir değişiklik hissetmediklerini belirttikleri rapor edilmiştir. Bu durumda beyindeki nörotranmitterleri ve nöronal sinaptik ağı etkilemek bilincin uzun süreli eğitimiyle mümkündür. Bu nedenle yoğun meditasyon yapan Tibetli Lamalar üzerine istihbarat örgütleri çok yoğun deneyler ve testler yapmaktadırlar. Yogayla uğraşanlar da kendi fizyolojilerini etkileyebilmekte, otonom sinir sinir sistemine hakim olabilmekte, örneğin kalplerini bilinçli olarak yavaşlatabilmektedirler. Yogilerin acıya ve otonom sinir sistemlerine nasıl hakim oldukları henüz çözülebilmiş bir konu değildir.

5) Somato-psikolojik faktörlerin etkisi altında: Bunlar vücudun kimyası veya psikolojisindeki değişimler, patolojiler sonucunda yaşanan FBH'dir. Hipoglisemi (kan şekerinin azalması); uzun süren oruç; hiperglisemi; dehidratasyon (vücudun su yitirmesi); tiroid veya adrenal bezleri fonksiyon değişimleri; narkolepsi (kendiliğinden kontrolsüz olarak uykuya düşmek); temporal lob epilepsi nöbetleri (de ja vu gibi); epilepsi (sara) veya migren öncesi görülen auralar (kısa süreli uyanıklığın yitirildiği veya yitirilmeden yaşanan ön bilinç hali) FBH oluşturabilir.

6) Normal fizyolojik koşullar altında: Uyku ve rüya görme hali (REM uykusu) normal koşullarda yaşanabilecek FBH oluşturabilir. Uyku ve rüyalar (REM uykusu) hakkında son 10 yılda elde edilen bilgiler çok fazla klasik bilgiyi değiştirmişlerdir. Rüya görme hali rastgele oluşan bir fikirler ve hayaller zincirinden ziyade, zihnin kendini yenilemesi ve programlaması için çok gerekli olan bir halüsinasyonlar zinciridir ve beynin kendi içinde var olan doğal halüsinojenlerin etkisiyle gelişir. Marijuana’nın bağlandığı Anandamide reseptörleri (THC1 ve THC2) buna örnektir, henüz anandamide reseptörlerine bağlanan endojen (içsel) nörotransmitterler açığa çıkarılamamıştır.

7) Beyin ve vücut kimyasının değişimine bağlı olarak: Uyarıcı maddeler, halüsinojen ve psikedelik (psychedelic) maddeler, uyuşturucular, anestezikler, alkol, uyku ilaçları FBH oluştururlar. Özellikle uyarıcı maddeler ve halüsinojenlerle ulaşılan FBH beynin pek çok ilginç özelliğini ortaya koymuştur.

Farklı Bilinç Halleri'nde, tüm özellikler birbirine benzer biçimde değişmese de, genelde görülen değişiklikleri ele alacağız. Bir FBH bir diğerinden çok farklı olacağı gibi, belirtilecek tüm özellikleri taşımayabilir de. Örneğin meditasyonla varılan bilinç hali, duyusal yoksunluktan veya LSD, meskalin, psilosibin gibi halüsinojenlerle varılan bilinç hallerinden çok farklı olabilir; hipnoz ile varılan FBH ise hepsinden değişiktir. Kültürel etkiler, kişinin FBH'nden beklediği, kişisel motivasyonlar ve en önemlisi kişinin geçmişi ve psikolojik yapısı aynı yöntemle varılan FBH'nin bile birbirinden farklı olmasına neden olur. FBH'nin her şeyden önce bilimsel olarak incelenmesi çok zordur, çünkü deterministik (aynı koşullarda aynı sonuçları doğuran) bir yapı teşkil etmezler. FBH kişiden kişiye, toplumdan topluma ve zamandan zamana öylesine farklılıklar gösterirler ki, FBH'ndeki subjektive (öznelik) yüzünden bunların bilimsel olarak incelenip, incelenemeyeceği bile tartışma götürmektedir. Bu amaçlarla öyle ilginç müzik ve ses kayıtları piyasaya çıkmıştır ki, bunlarda bile uyaran aynı olduğu halde, kişide oluşan FBH değişiktir.

 Düşüncede Değişimler

Hemen tüm FBH'nde konsantrasyon, dikkat, yakın ve uzun süreli bellek, yargılama, yaratıcılık, çağrışım, sonuç çıkarma ve problem çözme yeteneği değişir. Çoğunlukla çok farklı zamanlara ait anılar bilinç yüzeyine çıkarken, arkaik ve bilinç dışı motifler günlük hayatın görülen hatırlanan motiflerinin ve öğelerinin yerini alırlar. Bazı FBH'nde çocukluk, doğum anlarına kadar gidilip, o anlara ait, o zamanki arkaik bilinçte kalan duygulanımlar tekrar yaşanabilir.[23]  Gerek LSD ile ilgili çalışmaları nedeniyle Grof’un çalışmalarında, gerekse İbogain ile ilgili çalışmaları nedeniyle Howard Lotsof’un yazdıklarına bakılırsa, yaşanan olayların pek çoğu henüz açıklanamamış bir mekanizmayla beyinde kayıt edilmektedir, bir ihtimalle holotropik beyin bu etkilerden sorumludur. Normal koşullarda günlük bilinç bu anı hatırlayamaz, ya da çok küçük unsurları hatırlar. FBH’de bilinç bu detayları hatırlayabilecek hale gelir ve yaşantının istenilen zamanına dönüp olayı tekrar geri çağırabilir. Zihin kontrolü amacıyla bu nedenle bu  tip ilaçların büyük bir kolaylıkla kullanılabildiği iddia edilmektedir[24]; çünkü insanlar zihin kontrolü sırasında verilen travmaya veya telkine geri dönebilirler.

FBH’de neden ve sonuç ilişkisi daha bulanıklaşır, hatta bazen ambivalans (zıd iki düşünceyi aynı anda savunma) gelişebilir. Bilindiği üzere bu, şizofreni ve psikotik reaksiyonun bir özelliğidir. Ama bu psikolojik etkiler FBH'in yöntemine göre değişir. Uyarıcılarla ulaşılan farklı bilinç halinde (metamfetamin gibi, 10-30 mg) bilinç çok berraktır, herhangi bir gerçekten kopukluk, ambivalans ve neden-sonuç ilişkisi bozukluğu yoktur. Problem çözme ve öğrenme yeteneği hızlanır. Yalnız, bilinç akıldan geçmekte olan düşünceleri takip edemez hele gelir, çağrışım ve yaratıcılık çok artar. Bellek şu ana bağlıdır, zaman algısı bozulmamıştır ama geçmişe ait pek çok gerekli gereksiz anıyı hatırlamaktan dolayı zihin bir süre sonra yorulur. Yüksek doz uyarıcılarda (100 mg metamfatamin) çok güçlü şüphecilik (paranoya) gelişir, kişi en ilgisiz düşünce parçaları arasında bile ilişkiler kurmaya, anlamlar aramaya başlar; kişide zaten bir psikoz alt yapısı varsa bu ortaya çıkar.

Hafif halüsinojen olan uyarıcılarda [THC (tetra-hidro-cannabinol), MDMA (metilen-dioksi-metamfetamin), MDA (3-4 metilen-dioksi-amfetamin) gibi] neden-sonuç ilişkisi bir miktarda bozulabilir. Çağrışımlar artar. STP [Serenity, Tranquility, Peace; DOM (2.5 dimetoksi-4 metilamfetamin)] isimli uyarıcıda ise, MDMA'de olduğu gibi barış ve huzur hissi çok fazladır. Bu maddenin etkisinde insan kendisini evrenle ve çevresi ile son derece uyum içinde hissedebilir. Garip bir ironiyle gerek MDA gerekse MDMA, kimyasal savaş için sentezlenmişlerdir; ama kişiye inanılmaz bir barış hali verirler. Maryland'deki kimyasal savaş araştırma merkezi olan Adgewood Arsenal'da bu psikoaktif maddelerin raflardaki gizli kod adı EA-1299 (MDA) ve EA-1475 (MDMA)'dır[25]. Bu etkilerinden dolayı, istihbarat örgütleri bu maddeleri kendi askerlerine vermek yerine düşman saflarındaki askerin yiyeceğine karıştırmayı düşünmüştür. MDMA, 1980'li yıllarda depresyon tedavisi amacıyla kullanılmıştır.

Halüsinojenlerde, düşüncede temel bozukluklar olsa ve neden-sonuç ilişkisi bozulmaya başlasa da, kişi rüya veya hipnozda olduğu gibi tutarsız düşüncelere sahip değildir. Hipnozda kişi telkinle son derece mantıksız, çocukça düşünebilir hale getirilebilir ve bilincin kontrolü yoktur. Ama LSD ile varılan FBH'de (100-200 mikrogram) bilincin kontrolü tamamen herşeye hakimdir; hatta "LSD yolculuğunu" bizzat bilincin kendisi yönetir. LSD'nin etkileri burada  anlatılamayacak kadar çok çeşitli ve fazladır25 .

Meskalin kaktüs kökenli ve psilosibin ise mantar kökenli halüsinojenlerdir. İbogain ise iboga bitkisinin köklerinden çıkartılır. Bu halüsinojenlerin hepsi birbirinden çok farklı bir bilinç haline yol açarlar. Bu doğa kökenli halüsinojenler hep bazı alt kültürlerin "gerçeği bulmak, vecd, ermek" için kullandıkları maddelerdir[26]. Meskalin uzun süre Orta ve Güney Amerika kültürleri tarafından; psilosibin ve marijuna ise yüzyıllardır, tüm şaman, pagan, cadı ve satanist kültürleri tarafından kullanılmıştır. İbogain de mistik törenlerde meskalin ve psilosibin  gibi "düşünceyi değiştirmek, farklı boyutları algılamak, doğa ötesi güçlerle temas kurmak, gerçeği keşfetmek" için Afrika kültürleri tarafından kullanılmıştır[27]. Dinlerin ve mitosların ortaya çıkışında da doğanın insana sunduğu halüsijenlerin (otlar, mantarlar, kaktüsler) gördürdüğü sanrıların büyük rolü olduğu düşünülmektedir. Hatta Hasan Sabbah’ın Alamut kalesindeki zihin kontrolü operasyonları 12. yüzyılda bu tip halüsinojenler sayesinde gerçekleştirilmiştir. Bilindiği gibi insanlarda farklı halüsinojenler kullanan Batiniler, Selçukluların korkulu rüyası haline gelmişler ve tarihteki en etkin süikastçi timlerini yetiştirmişlerdir.

Meditasyon ve Yoga ile varılan bilinç halinde düşünsel yapıda ve irdeleme yeteneğinde herhangi bir bozukluk olmaz; neden-sonuç ilişkisi korunur. Zazen bilinçte bir açıklığa ve berraklığa bile neden olabilir. Uzun süreli Yoga ve meditasyon sırasında ise halüsinasyonlar ve vizyonlar (vision) algılanabilir.

 Duyusal Yoksunlukla (sensory deprivation) girilen FBH ise çok ilginçtir. Bilinç bir süre sonra normal neden-sonuç ilişkisini kaybetmeye, zaman algısını yitirmeye, halüsinasyonlar görmeye başlar. Düşüncede bütünlük bozulur.


 

 


Uyku ve rüyada ise beynin çağrışımla ilgili işlevlerinin arttığı görülür, mantık zinciri ve neden sonuç ilişkisi rüyalarda bazen korunabildiği halde, genellikle bozulur. Bir kişi aynı anda bir çok kişi olabildiği gibi, neden-sonuç ilişkileri de algısal distorsiyonlarla birlikte ortadan kalkar; zaten rüyaların uyku sırasında görülen halüsinasyonlar olduğu, ama bu halüsinasyonların bilgi organizasyonu, gereksiz bilgileri unutma, RNA sentezi, uzun süreli hafızanın yerleşmesi, günlük psikolojik sorunların halledilmesi açısından çok önemli olduğu iddia edilmektedir. Ayrıca rüya görme sırasında yapılan buluşlar da çok önemlidir. Kekula'nın benzenin altıgen (hexagon) yapısını bulması, Mendelyev'in peryodik tabloyu bulması, Jon von Newman'nın bilgisayarların temelini atan buluşlarını yapması, Norbert Weiner'in radarı bulması, Einstein'in rölativite kuramı ile ilgili bazı gerçekleri formülize etmesi, Tesla'nın bazı buluşları hep rüya sırasında gerçekleşmiştir. Ayrıca bu örnekler hatırlanabilen rüyaları ele almaktadır. Rüyada görülüp de unutulan ama günlük hayatta ortaya çıkması olası diğer buluşlara hiç değinmiyoruz. REM uykusu (rüyalı uyku) engellendiğinde insanlarda yine halüsinasyonlar ve düşünce hataları ortaya çıkar. Yapılan çalışmalar yüz saat civarında uykusuz kalan kişilerde akut psikoz, yoğun depresyon, regresyon (geçmişe gitme), çocuksu ve arkaik motiflerle düşünme, mantıksızlık, emosyonel (duygulanım) bozukluk, neden-sonuç ilişkilerinde ve bellekte bozukluklar, problem çözme yeteneğinde hatalar, süreli ağlama veya gülme davranışı ortaya çıktığını ortaya koyar.

 Beyin yıkama ile ilgili bazı yöntemlerin de FBH yaratacağı bilinmektedir. Örneğin satanist ve şamanist ritüeller, dini-mistik törenler, vecd-catharsis-trans halleri hep insanlarda FBH yaratır; ama bunların mekanizması henüz bilinmemektedir. Bu bilinç hallerinde düşünce bütünlüğü, neden sonuç ilişkisi, tutarlılık bozulur, kişi savunma mekanizmalarındaki bazı unsurlardan dolayı, bilinç dışı motiflerin ve de en önemlisi ruhani liderin (guru, şeyh, kült lideri) etkisi altına girer. Mistik trans halinde bilinç öylesine değişir ki, ağrı algısı ve günlük yaşanmakta olan kişilik bile kaybolabilir, çoğul kişilik ortaya çıkabilir; örneğin trans halindeki kişi ağrı duymadan sağına soluna şiş batırabilir, ateş üzerinde (korlaşmış kömür) yürüyebilir. İnsan beyninin oto-hipnotik özellikleri, dini-mistik trans hali ile ve uzun süren inzivayla, ibadetle aktive edilebilir, veya MDA, ibogain gibi insana mistik bir deneyim yaşatacak psikoaktif maddelerle bunu sağlamak veya güçlendirmek mümkündür. İnsanların bu vecd-trans halinde tanrıyla, peygamberlerle, melekler, cinler veya bedensiz uzaylı yaratıklarla konuşup, binbir çeşit halüsinasyonlar ve illüzyon görmeleri ve bunların gerçek olduğuna, kendilerinin seçilmiş olduğuna, bu dünyada bir misyonları olduğuna tüm hayatları boyunca inanmaları içten bile değildir.

Dinsel ve mistik FBH’ler insan beyninin psikotik ve halüsinasyon görmeye uygun yapısını başarıyla ortaya çıkarırlar. Bu nedenle istihbarat örgütleri böyle alt kültürler, kültler ve dinsel trans törenleri yaşayan gruplarla çok ilgilenmişlerdir. Söylenen hedef parapsikoloji ve ESP (ESP: Duyular dışı idrak, Extra Sensory Perception) ile ilgili araştırmalar yapmaktır, ama devletlerin bu kimyasal maddeleri ve FBH’lerini araştırma nedenlerinden birisi de, zihin kontrolü de olabilir[28].

Narkotik analjezikler (uyuşturucu morfin ve eroin) ile alkol ise merkezi sinir sistemini baskılayarak bir FBH oluştururlar. Alkol ve eroin güçlü fizyolojik ve psikolojik bağımlılık yaparlar. Eroin çok güçlü bir sedasyon (sakinlik) verir, ağrıya verilen subjektif yanıtı yok eder; eroin etkisinde kişi hiçbir şeyi umursamaz[29], tüm dünyadaki dertlerden kurtulur, apatikleşir. Düşüncede bütünlük kaybolmaz, halüsinasyon pek gelişmez (yoksunluk sendromu dışında), neden-sonuç ilişkisi pek kaybolmaz. Alkolde ise neden-sonuç ilişkisi, motor koordinasyon bozulur; inhibisyonlar (psikolojik engelleme) ortadan kalkar, bilinç dışındaki tüm motifler ortaya çıkar. Alkol iyi bir konuşturma aracıdır. Alkol bağımlılığının yoksunluk sendromunda  halüsinasyonlar gelişebilir.

Beş duyudaki değişimler, halüsinasyonlar ve algının distorsiyonu FBH'nin büyük çoğunluğu beş duyu algısını ve bilincin bunlar üzerindeki yorumunu değiştirir. Yüksek doz uyarıcılarla (metamfetamin) beş duyuda değişim olabilir, renkler ve sesler daha keskin algınabilir. Bu ilaçların halüsinasyona yol açan çok aşırı dozlarında ise renk halüsinasyonları başta olmak üzere, cisimlerde distorsiyonlar (eğilme bükülme) görülebilir. THC ve MDMA gibi uyarıcılarda halüsinasyonlar görme sıklığı daha fazladır. THC'de bilinç dışına ait çeşitli baskılanmış motifler, imajlar ortaya çıkar. THC bazı nöronlarda inhibisyonun inhibisyonun kaldırdığı için o nöronlar uyarılma (eksitasyon) yaratır. MDMA ise çevreyi ve doğayı daha barışçı, uyum içindeymiş gibi algılamaya neden olur. Renkler, sesler, tadlar ve dokunuş duygusu keskinleşir. Bilincin algıları filtreleme yeteneği de değişeceği için bu maddelerin etkisinde bilincin oto-kontrolü büyük ölçüde kalkar. Güçlü halüsinojenler olan LSD, MDA, STP (DOM), psilosibin, PCP (phencylidine) meskalin, ibogain, algılanmakta olan herşeyin distorsiyona uğramasına, renklerin ve seslerin değişmesine, renklerin ses, seslerin de renk olarak algılanmasına neden olurlar, sesleri duyma eşiği çok düşebilir. Bu ilaçlar insanlarda çeşitli sanrıların (halüsinasyon) ortaya çıkmasına neden olur. Bu sanrılar bilincin kendi isteğiyle değiştirdiği imajlar olabildiği gibi, algılanan distorsiyona uğramış dış dünyaya da ait olabilir. Örneğin LSD etkisinde gözlerini kapayan birisi bir çizgi film görmeye başlayabilir, ama gözlerini açtığında yine kendini bu çizgi filmin devamında veya içinde bulabilir, dış dünyada algıladıkları bu filmin bir parçasıymış gibi görülebilir veya gözlerini açınca bambaşka bir filmin içine girdiğini görebilir.


 

 

 


 LSD etkisinde tüm yüzeylerde yoğun bir dalgalanma, insan yüzeylerinde şekilerde ise şekil, biçim, derinlik, boyut değiştirme görülür. Meskalin ise daha ziyade renklerle ilgili değişimlerde etkilidir; tüm dünyayı yeşilin tonlarında gören bir denek, bir klakson sesiyle tüm dünyayı kırmızının tonlarında görmeye başlayabilir. Kaleidoskopik görüntüler, danseden renk cümbüşleri, duyguların-düşüncelerin şekil ve renklere dönüşmesi bu psikedelik maddelerin ortak özelliğidir. MDA, Meskalin, ibogain ve psilosibin, LSD'den daha güçlü bir mistik halüsinasyon yaratır; bu ilaçlarla bir kült içinde, yeterli ön hazırlıkla insanları transa sokmak ve istenilen amaçlar doğrultusunda kullanmak mümkündür. İbogain, biliçli rüya görme hali yaratabilir. Halüsinojenler, tüm bilinci ve kişiliği bir çırpıda etkileyebilecek ve değiştirebilecek ilaçlar oldukları, çok farklı amaçlarda kullanabilecekleri için çok tehlikelidir.

                Hipnozla insanlarda algı değişimleri, distorsiyonlar yaratmak, kontrollü halüsinasyonlar gördürmek çok kolaydır. İnsanlar olmayan kişilerle konuşabilir, olmayan cisimleri algılayabilir, bunları da uyandıktan sonra çok net hatırlayabilirler. Hipnoz ve hipnozla varılabilen FBH halen gizemini korumaktadır.

 Hipnozla insana istemediği bir şeyin yaptırılamayacağı ise, hipnozu kâr amaçları için kullanan psikiyatrlar ve araştırmacılar tarafından "insanları hipnozun zararsızlığına inandırmak için" söylenmiş gibi gözükmektedir. Hipnoz altında kişiye içinde bulunduğu ortam öyle bir biçimde algılatılabilir, telkin öylesine usta bir biçimde verilebilir ki, kişi istenilen amaçlar doğrultusunda hipnotize edilebilir. ABD’de Colgate üniversitesi Psikoloji bölümünden George Estabrooks isimli hipnoz uzmanı insanların % 20’si hatırlanması zor bir trans haline sokulabileceğini söylemektedir[30] . Candy Jones isimli mankenin, yaklaşık 10 yıl boyunca CIA tarafından çift kişilikle yaşatıldığına ait kitaplar bile yazılmıştır[31].

Uzun süreli meditasyon, yoksunluk deneyleri ve Yoga ile algılarda distorsiyonlar ve halüsinasyonlar gelişmektedir. Meditasyonun, Batı kültürüne ve zihniyetine pazarlanmış bir biçimi olan Transandantal Meditasyonu yapanlar ise, ileri derecedeki kurslarda, "görünmez olduklarını, uçtuklarını, duvarlardan geçtiklerini" iddia ekmektedirler. Bu iddialar Transandantal Meditasyonun algı distorsiyonlarına neden olabileceğinin kanıtı olarak gösterilebilir.

 Uyku ve rüya halinde dışarıdan gelen algıların farklı biçimlerde distorsiyona uğrayıp, rüyalara yansıdığını hepimiz biliriz. Dinsel ve mistik FBH'nde ise, özellikle trans halinde, tüm algılarda halüsinojenlerdekine benzeyen değişim gelişebilir. Bu olguları yaşayan kişi, psikotik olmayabilir, günlük hayatında gayet normal birisidir; ama beyin inanç ve mistisizmle ortaya çıkan vecd (trans) hallerinde sanki endojen (içsel) halüsinojenler salgılamakta ve insanlara var olmayan şeyler gördürmektedir. Dini ve mistik ritüellerdeki FBH'nde, bir grup insana toplu telkinle, birbirine benzer halüsinasyonları gördürmek de mümkündür. Paylaşılmış psikoz oluşturulması bazı FBH’lerde mümkündür.

Alkol algılarda distorsiyona, ileri düzeyde alkolizm ise halüsinasyonlara neden olabilir. Eroin, morfin kullanımı da tüm algıları değiştirebilir. Algı distorsiyonu pek görülmez, ama yoksunluk sendromunda halüsinasyonlar görülebilir.

 Bellekte Değişimler

Hemen hemen tüm FBH’leri bellekte ve bilincin belleği yorumlayışında derin etkiler yapar. Uyarıcılar (amfetamin grubu) belleği güçlendirebilecekleri gibi, kronik kullanımlarında uzun süreli öğrenme yeteneğine zarar verebilirler. THC (esrar, marijuana) ise akut olarak belleğe çok önemli zararlar verir, kısa süreli hafızayı olumsuz etkiler. Yeni bulunan THC reseptörleri olan Anandamide reseptörlerinin görevinin beyne öğrendiği bilgileri unutturmak olduğu ortaya çıkmıştır. THC bu reseptörlere bağlanınca, görülen etki LTP'nin baskılanması, öğrenme ile ilgili fonksiyonların yitirilmesidir. Kronik THC kullanımında yoğun bir unutkanlık hali gelişebilir. Yalnız THC etkisi altında bilinçte bastırılan pek çok bilgi, yaşanmış olay da ortaya çıkabilir, çünkü THC beynin bilgi saklanmasından sorumlu bölgelerdeki inhibisyonu kaldırır.

Halüsinojenlerin büyük kısmının belleğe çok fazla kalıcı etkileri yoktur. Halüsinojenlerin etkisi altında baskılanmış düşünceler, unutulmuş olaylar tekrar hatırlanabilir. İbogain tüm yaşantıyı bir film şeridi gibi gözler önünden geçirebilmektedir . LSD, zihni istenilen bir ana götürebilir. Psilosibin, LSD ve meskalinin kollektif bilinç dışına ait pek çok bilgiyi ve motifi ortaya çıkardığına dair kanıtlar vardır. Bu ve burada bahsedilmeyen diğer halüsinojenler bilinçteki uzay-zaman olgusunu değiştirdikleri ve kişileri istenilen bir zamana götürdükleri için bu çok önemlidir. Örneğin, bu FBH halinde telkin verilen ve bir takım görevler alan kişi o bilgileri bir kaç yıl sonra yine bu ilaçların etkisinde hatırlayabilir.

Hipnoz, belleği çok güçlendirebileceği gibi, çok zayıflatabilir de. Halüsinojenlerle bile hatırlanamayan bazı olgular, hipnoz sayesinde kolaylıkla hatırlanabilmektedir. Ama hipnoz  bilimsel olmadığı için ne kanunen, ne de mahkeme kayıtlarında bu bilgilerin bir geçerliliği yoktur. Zaten olmaması da gerekir, çünkü hipnozla insanlarda yanlış hafıza yaratmak, ya da olmayan ikincil bir kişilik yaratmanın mümkün olduğunu iddia eden araştırmacılar da vardır.

Alkol hafızayı aşırı derecede baskılar. Morfin ve eroin de unutkanlığa, öğrenme güçlüğüne neden olur.

 Zaman Algısında Farklılıklar

FBH'nde rastlanabilecek en temel özelliklerden birisi de zamanın agılanmasındaki değişikliklerdir. Uyarıcılarda (metamfetamin) zaman bir türlü geçmek bilmeyebilir, 1 saatlik bir dönem 8-10 saat gibi algılanabilir. THC'de zaman algısı değişimi çok çarpıcıdır, zamanın akışı ve bunu bilincin algılayışı çok yavaşlar. LSD ve diğer halüsinojenlerde zaman algısı tamamen ortadan kalkar. 1 saat bir saniye gibi algılanabileceği gibi, 1 saniye saatler gibi algılanabilir. LSD kullanan denekler uzay zamanı ve 3 boyutu aştıklarını söyleyebilirler, tabi ki bugünkü bilgilerimize göre bunun yanılsama olduğunu kabul etmek zorundayız. Hipnozla da zaman algısı çok dramatik bir biçimde değişebilir, verilen telkinle 1 saat ister 1 saniye isterse 1 kaç gün  gibi algılatılabilir. Duyusal yoksunlukta 5-6 saatten sonra bilincin zamanı algılayışı azalır veya yok olur. Uyku ve rüyada zaman algısı çok değişiktir, normal saatlerde 10-15 saniye gibi algılanabilecek süreç içinde saatlerce sürebilen bir film şeridi dolusu rüya görülebilir; örneğin zil sesi 10 saniyede gelişen bir olgudur, ama bu sırada kişi sonu zil sesi ile biten çok detaylı, uzun ve konulu bir rüya görebilir. Morfin ve eroin, zaman algısını yavaşlatır. Alkol ise yüksek dozlarda zaman algısını distorsiyona uğratır.

 Diğer Değişimler

Kontrolün kaybı, telkine ve beyin yıkamaya yatkınlığın değişimi: Hemen tüm FBH'nde başlangıçta realiteyle olan bağın yitirilmesine, oto-kontrolün kalkmasına dair bir korku vardır. Ama bir süre sonra realite ile olan bağ yitirilir, oto-kontrol de  büyük ölçüde kalkar. FBH'nde objektif (nesnel) realite kendini subjektif (öznel) realiteye bırakır. Hemen hemen tüm FBH'nde (hipnoz başta olmak üzere) insanın telkine olan yönelimi ve zayıflığı artar (hypersuggestibility-telkine aşırı açıklık). FBH'nde insanlara istenen bazı telkinleri vermek, beyin yıkamak, dünya görüşünü şekillemek mümkündür. Bu nedenle, pek çok istihbarat örgütü FBH'nin mekanizmalarını ve yöntemlerini yıllardır araştırmaktadır ve gelinen nokta meçhuldur.

Duygusal ifadenin değişmesi:

FBH'nde bilincin kontrolü ve inhibisyonlar ortadan kalktığı için emosyonel (duygulanımla ilgili) yapının ifade tarzında da bariz değişimler gelişir. Ani ve beklenmeyen, içten gelen, daha ilkel ve şiddetli duygulanımlar, bilinçli durumdaki uyanık şuurun kontrollü ve filtrelenmiş duygulanımların, akıl yürütmenin yerini alır. Emosyonel ekstremler, orgiastik, ekstatik duygulanımlar tüm hatlarıyla yaşanabilir; dokunma, 5 duyu ile ilgili tüm algılar ve duygulanımlar, bunların zihin tarafından yorumu çok değişiktir. FBH'nin çoğu (eroin, alkol haricinde) afrodizyak etkiye sahiptir ve bazı bilinç hallerinde, cinsel hazzın, orgazmın şiddeti ve süresi normal boyutları çok aşar.

Vücut imajının değişmesi:

Başta halüsinojenler olmak üzere tüm FBH'nde insanın kendi vücuduna ait algıladığı imaj çok değişir. Vücudun kavranması, hissedilmesi distorsiyona uğrayabileceği gibi, vücut dış dünyanın bir parçası imiş gibi de algılanabilir. "Evrenle bütünleşme, kozmik bilinci kavrama, evrenle tek vücut olma, bilincin genişlemesi, yeni boyutları kavraması, uzay-zamanı aşması" gibi ifadelere, LSD, MDMA, MDA, duyusal yoksunluk, mistik trans, Yoga, gibi yöntemlerle girilen tüm FBH'nde rastlanabilir.

Anlam ve önem kavramının değişmesi: FBH'nde toplumun bize öğrettiği, şartlandığımız, programlandığımız tüm kavramlar, değerler ve önyargılar değerini yitirebilir, bir kenara atılabilir, yerlerine yenisi oluşabilir. FBH bir çeşit "programdan arındırma" (deprograminnig) ve "yeniden programlama" (deprogramming veya metaprogramming)dır. Özelikle halüsinojenlerin ve hipnozun etkisinde minik ayrıntılar, önemsizmiş gibi görülen detaylar ön plana çıkıp, anlam değiştirebilir. Önemli olan nesnelerin, fikirlerin, amaçların önemi yitebilir; yeni anlamlar, önemler, değerler, kavramlar ön plana çıkabilir. FBH ile beyin yıkamak daha kolaydır, ama bu beyin yıkama kişinin bir ideolojinin, otoritenin veya gücün kontrolü altına girmesi biçiminde olabileceği gibi toplumsal kurallara, otoriteye, sisteme başkaldırış biçiminde de gelişebilir. Özellikle kişilerin, bir otoritenin etkisinde kalmadan bağımsız yaşadıkları FBH'nde (kendi kendine halüsinojen kullanma, oto-hipnoz yapma, Yoga ve meditasyon yapma) toplumsal değerlere, toplumun koşullamalarına karşı tepkiler ve bir "programlanmadan arınma" (deprogramming) gelişebilir.

Benzer deneyimi yaşamayanlara, deneyimi anlatmakta duyulan güçlük:

Hemen tüm FBH'nde ifade edilen bir başka özellik ise yaşanan subjektif deneyimin ifadesinin güç olduğu, ancak yaşayarak kavranabileceğidir. Bu nedenle FBH'ni bilimin araştırma konusu yapmak çok zordur. Bu konularda deterministik ve her kalıba oturabilecek, herkes için tanımlı deney yapabilmek çok zordur.

Farklı gerçekliklere açılma hissi:

Tüm FBH'nin bir özelliği de insanlarda çok özel ve ender bir gerçekliğe açıldığı hissini ve yanılgısını vermeleridir. FBH'nde insanlar evrensel, kimsenin normal koşullarda algılayamadığı, doğaüstü gerçeklere ulaştıklarını sanırlar. Aslında bu bilinçdışının, gerçek iç dünyasının keşfinden başka birşey değildir. Fakat hipnoz, altkültürel ritüelik veya mistik-dinsel deneyimle varılan bilinç halleri insanları tüm hayatları boyunca yeniden programlayabilir; bu aslında insan beyninde var olan bir çeşit mistik psikozun açığa çıkması şeklinde açıklanabilir ve  tehlikelidir. LSD, ibogain, MDMA gibi halüsinojenler ise bilinç dışını deşifre ettikleri için psikoterapi ve uyuşturucu bağımlılığı tedavisi amacıyla kullanılmışlardır.

Farklı Bilinç Halleri Neden Önemli

Farklı Bilinç Halleri (FBH), insanları günlük hayatta yaşadıkları bilinçten çok farklı bir noktaya götürür. Düşünce, bellek, irade, telkine yatkınlık, gerçeği algılama, 5 duyu, duygulanım gibi pek çok beyin fonksiyonu alışılmamış, anlaşılmamış, mekanizması açıklanmamış bir biçimde dramatik olarak değişir. FBH insan bilincindeki "ayın görünmeyen yüzüdür" ve çok geniş bir spektrumu kapsar. FBH konusunda 1950'lerde başlayan bilimsel çalışmalar, 1970'lerin ortasından sonra duraklamıştır. Bugün 25 yıl önceye oranla çok daha fazla tıbbi imkana, tekniğe ve araştırma gücüne sahibiz, ama araştırmaların bir kısmı antidemokratik bir biçimde yasaklanmış veya gizli dosyaların tozlu sayfalarına girmiştir.

İnsan beyninin sınırlarının, yeteneklerinin bilinmesi çok önemli ve çok tehlikeli bir konudur. 21. yüzyıl, bir "bilinç ve beyin" çağı olacak, en büyük keşifler insan beyni-bilinci konusunda yapılacaktır. Nörobilim halen sadece okyanustaki bir su damlasını bilmektedir. FBH'nin araştırılması, insan beynine karşı geliştirilebilecek komplolara karşı insanları aydınlatıp bilgilendireceği kadar, bu konudaki keşifler insana yeni boyutlar, yeni yetenekler kazandırabilir. Örneğin öğrenme yeteneğini, belleğini, irdeleme yeteneğini, duygulanımını, yaratıcılığını güçlendirebilir ve her şeyden önemlisi o beynin kendi kendisiyle daha barışık ve mutlu olmasını sağlayabilir. 20. yüzyıl kültürü, sanatı, edebiyatı, savaşları, bilimi, teknolojisi, felsefesi ile bir bunalım, depresyon ve psikoz çağı olmuştur; 21. yüzyıl ise bir aydınlanma, yeniden kendini buluş, bağımsızlaşma ve yeni olanaklara kavuşma çağı olmalıdır. Bu nedenle FBH'nin sistemli, bilinçli, bilimsel, tüm insanlığa açık (yayınlayarak, gizlenmeden) araştırılması insan bilinci konusunda insanlığın bilgilerini genişletecektir, çünkü bilinci ve insan beyinini tanımak istiyorsak, onun tüm limitlerini, karanlık yönlerini aydınlatmamız gerekir.

 Holotropik Beyin ve FBH

 FBH’nin ve psikoaktif maddelerin oluşturduğu etkilerin hepsini nörokimyasal mekanizmalarla açıklamak ne yazık ki henüz mümkün olmamıştır. Örneğin LSD’nin etkilerinin serotonin reseptörleri üzerinden olduğu iddia edilmişse de, holografik beyin teorisi bu etkilerin ortaya çıkışını daha iyi açıklamaktadır.

 


 

[1] Bu tip maddeler çoğunlukla GABA isimli nörotransmitteri kullanıp, nöronların uyarılabilirliğini azaltırlar, böylece nöronların uyarılma kapasitesi azalır, daha zor ileti yaparlar.

[2] Charles Tart, Altered States of Consciousness, Harper-San Fransisco, Third Edition, San Fransisco, 1990; Drug Abuse Council, Altered States of Consciousness, Editted by Ronald Fischer, Jean Housten, Julian Silverman, Alexandre Shulgin, Washington D.C., 1975; John White (editor), Highest States of Consciousness, New York: Anchor Books, 1972; Wolman, B. Ulmann M. (editors), Handbook of States of Consciousness, N.Y.:Van Nostarnd Company, 1986; John Lilly, Centre of the Cyclone: An autobiography of InnerSpace, N.Y.: Bantam Books, 1973.; John Lilly, Programming and Metaprogramming of the Human Biocomputer, Bantam Books, New York, 1974. Ümit Sayın, Farklı Bilinç Halleri: Bilinç Normalden Sapınca. Bilim ve Ütopya, 5 (51):14-22; Eylül 1998.

 

[3] Colin Ross, CIA Doctors, Texas: Manitou Publications, 2006; John Marks, Search for Manchurian Candidate, N.Y.: W.W. Norton Company, 1979;  Jim Keith, Mind Control-World Control: Encyclopedia of Mind Control, İllinois: Adventures Unlimited Press, 1997;  Jim Keith, Secret and Suppressed: Banned Ideas and Hidden History, Portland-Oregon: Feral House, 1993;  Alex Constantine, Virtual Government: CIA Mind Control Operations in America, California: Feral House,  1997; Kai Bashir, Mind Control within the United States, 1997; Ümit Sayın, Derin Devletler, Gizli Projeler ve Kirli Gerçekler, 4. Genişletilmiş baskı Neden Kitap: İstanbul, 2006, Ümit Sayın, Gizli Hükümetler, Gizli Projeler ve Kara Bilim, Bilim ve Ütopya, Mart 1998; Ümit Sayın, CIA İstihbarat Örgütleri ve Zihin Kontrolü, Bilim ve Ütopya, Şubat 1997;  Ümit Sayın, İstihbarat Örgütleri ve Kara Bilim, Bilim ve Ütopya, Ağustos 1997.

 

[4] İyon, polar su molekülleri ile çevrelendiğinde elektrik yüklü hale gelen sodium, potasyum, klor, kalsiyum gibi elementlerin sudaki hali.

[5]  sensoriyal: duygusal, motor: kas aktivitesi ile ilgili, input: alınan, işlenen, bilgi

[6] örneğin Locus coeruleus, noradrenalin salgılayan nöronlar açısından çok zengindir, aşırı aktivasyonu panik reaksiyona neden olur

[7] Serotonin, norepinefrin, dopamin, endorfinler, asetil kolin  ve glutamat gibi nörotransmitterler beyindeki biyoelektiksel iletiyi sağlarlar.

[8] Alan J. Hobson, The Chemistry of Conscious States, Boston: Little, Brown Company, 1994; Alan J. Hobson,  The Dreaming Brain", N.Y.: Basic Books / Harper Collins, 1988.

[9] LTP, son yirmi yılda açığa çıkmış ve öğrenmenin mekanizmasındaki en temel elektrofizyolojik olgudur. Hipokampus'de CA1 ve girus dentatus'da afferent (getirici) sinir yolaklarının yüksek frekanslı sabit akım kaynağı ile uyarılması sonucunda (100 Hz, 1-2 saniye, 3-10 uyarı dizgesi, 100-400 µamper), NMDA (N-metil-D-aspartat) reseptörlerine bağımlı olarak gelişir. Eğer LTP, öğrenmenin temel mekanizmalarından birisiyle, tamamen dış maddesel ortalama ve ince iç dengelere dayanmaktadır.

 

[10] Eric Kandel, James Schwartz, Thomas Jessel, Principals of Neural Sciences, Amsterdam: Elsevier, 2001. Sayfa: 1227-1245.

[11] Ronald Fischer, A Cartogrophy of the Ecstatic and Meditative States, Science, 1971,174: 897-904.

[12] M. Meltzer, Solitory Confinement, In "Factors used to increase the susceptibility of individuals to forceful indoctrination", group of Advancement of Psychiatry Symposium, No:3, 1956.

[13] W. Gibson, The Boat, Boston: Riverside Press, Boston, 1953.

[14] A. Bennett, "Sensory deprivation in aviation", in P. Solomon et al (eds) Sensory Deprivation, Boston: Harvard University Press, 1961, s:6-33.

[15]John Lilly, Centre of the Cyclone: An autobiography of Inner Space, N.Y.: Bantam Books,1973. John Lilly, Programming and Metaprogramming of the Human Biocomputer, N.Y.: Bantam Books, 1974.

[16] T. Sargant, The Battle for Mind, N.Y.: Doubleday Press, 1957.

[17] J. Murphy, Psychoterapeutic aspects of shamanism on St. Lawrence Island, Alaska, In A. Kiev (ed.), Magic, faith and Healing, N.Y.: Free Press of Glencoe, 1964,  s:53-83; M. Field, Search for security: an etnopsychiatric study of rural Ghana, Evanston: Northeastern University Press, 1960.

[18] E. Thomas, The Fire Walk, Proceedings of Social, Psychiatry Research, 1934, 42:292-309.

[19] E. Dodds, The Greeks and the Irrational, Berkeley: University of California Press, 1963.

[20] Ümit Sayın, "Yeni bir orgazm anlayışına doğru", Cinselliğin Farklı Boyutları, Yol Yayınları, İstanbul, 1993, s:85 -112.

 

[21] A. Ludwig - J. Levine, "Clinical effects of psychedelic drugs", Clinical Medicine, 1996, 73:21-24; A. Ludwig - J. Levine, "A Controlled comprasion of five brief treatment techniques employing LSD, hypnosis, and psychoteraphy", American Psychoteraphy, 1965, 19:417-435.

 

[22] James H. Austin, Zen and the Brain, Massachusets: MIT Press, 1999. Sayfa: 419-421.

[23] Stanislaw Grof, Beyond the Brain, State University of New York Press, Albany, 1985; Stanislaw Grof, The Adventure of Self-Discovery, State University of New York Press, Albany, 1988; Stanislaw Grof, LSD Psychoteraphy, Hunter House, California, 1980; Stanislaw Grof - Hal Zina Bennett, The Holotropic Mind, Harper-San Fransisco, 1993.

 

[24] Colin A. Ross, The CIA Doctors, TX: Manitou Publications, 2006.

[25] Peter Stafford, Psychedelics Encyclopedia, Berkeley: Ronnin Publishing, 1992, Sayfa: 289-191; Bruce Eisner, Ecstacy: The MDMA Story, Berkeley: Ronin Publishing, 1989.

 

[26] Ümit Sayın, LSD-25: Kimyasal Bir Peygamber mi? Yoksa Yalancı Bir Düş Avcısı mı? Bilim ve Ütopya, Nisan 1993.

A. Pletcher - D. Ladewig, (eds), 50 years of LSD: Current Status and Perspectivees of Hallucinogens, Parthenon Publishing Group, London, 1994.

[27] P. Popik, R.T. Layer - P. Skolnick, 100 years of İbogaine, Pharmacological Reviews, 1995, 47:235-253; İlkin Sungu, Uyuşturucudan Kurtuluşu Kimler Engelliyor?, Nokta Dergisi, s:28-33. Nisan 1998.

 

[28] Jim Keith, Mind Control-World Control: Encyclopedia of Mind Control, Adventures Unlimited Press, Kempton-Illinois, 1997; Jim Keith, Secret and Suppressed: Banned Ideas and Hidden History, Feral House, Portland-Oregon, 1993; Alex Constantine, Virtual Government: CIA Mind Control Operations in America, Feral House, California, 1997; Kai Bashir, Mind Control within the United States, 1997; Ümit Sayın, Derin Devletler, Gizli Projeler ve Kirli Gerçekler, Neden Kitap: İstanbul, 4. Genişletilmiş baskı, 2006, Ümit Sayın, Gizli Hükümetler, Gizli Projeler ve Kara Bilim, Bilim ve Ütopya, Mart 1998; Ümit Sayın, CIA istihbarat Örgütleri ve Zihin Kontrolü, Bilim ve Ütopya, Şubat 1997; Ümit Sayın, İstihbarat Örgütleri ve Kara Bilim, Bilim ve Ütopya, Ağustos 1997.

 

[29] Ümit Sayın, Eroin Bağımlılığı: Bir Yokoluş Biçimi, Bilim ve Ütopya, Haziran 1993.

 

[30] Ümit Sayın, Derin Devletler, Gizli Projeler ve Kirli Gerçekler, Neden Kitap: İstanbul, 4. Genişletilmiş basım, 2006, s: 159.

[31] Donald Bain, The Control of Candy Jones, Playboy Press, Chicago, 1976; Bowart Walter, Operation Mind Control, Dell Paperback, New York, 1977.


 

 

 

 


 

 

Anket

  Workshoplardan (atölyelerden) ve CİSEATED Eğitimlerinden Memnun Kaldınız mı?

Hava Durumu


Döviz

1 $ = 3,50 TL
1 € = 4,20 TL
976330 Ziyaretçi